2009-12-24 - 01:20
Son 15-20 yýllýk süreçte Anadolu insanýnýn yaþadýklarý baþ döndürücü. Siyasal ve tarihsel olaylar karþýsýnda kavram kargaþasý öyle boyutlara ulaþtý ve insanlarýmýzýn yaþamlarý öylesine karmaþýk, içinden çýkýlmaz bir hale getirildi ki ne düþündüklerini, ne yapacaklarýný ve nasýl davranacaklarýný bilemez hale geldiler. Bir kafa karýþýklýðýdýr almýþ baþýný gidiyor.
Bunda tabiî ki aðýrlýklý olarak son yýllarda memleketin yönetimini ve dolayýsýyla erki elinde bulunduranlarýn, bir kýsým medyanýn yaný sýra 1940’lý yýllardan itibaren baþta aydýnlarýmýz olmak üzere tarihini yeterince araþtýrmamýþ, bu konuda yeterli bilinç seviyesine ulaþamamýþ ve politik arenada memleketi yönetme iddiasý taþýyan kurumlar ve ulusal sanayimizi temsil eden kiþiler olmak üzere geliþen olaylar karþýsýnda duyarsýz ve neme lâzýmcý bir anlayýþla beslenen yurttaþlarýmýzýn da büyük ölçüde payý var. Daha doðrusu sorumluluk mevkiinde bulunan insanlarýmýzýn görevlerini yapmamasý ve savsaklamasýnýn çok büyük ölçüde payý vardýr.
Biz kimiz, hangi coðrafyada yaþýyoruz, gelecek bize ve ülkemize neler getirecek sorularýný muhatap almayan ve bu sorulara cevap aramayý anlamsýz sayan bir toplum olduk çýktýk. Sýrça köþk ve saraylarýmýzdan çýkýp etrafta neler oluyor, ne yapabiliriz demedik. Keyfimizi bozmadýk, zevkimize dokundurmadýk, dürüst, yurtsever ve namus erbabýnýn arkasýnda durmadýk, yalnýz býraktýk ve sahip çýkmadýk.
Üzülerek söylemek gerekir ki; ezelden beri tüm sorunlarýmýzý zamanýnda saðlýklý bir çözüme ulaþtýrmak için çaba sarf etmek, o konu üzerinde yoðunlaþýp mücadele etmek, var olan sorunun üzerine gitmek, ülke ve toplum çýkarlarý açýsýndan gereðini yapmak yerine sorun olan konuyu ertelemek, kaytarmak ve sorun yokmuþ gibi davranmak anlayýþý hakim olmuþ, hakim kýlýnmýþtýr.
Bir ülkenin kalkýnmasý ve ileriye gitmesi, demokratik kültürün yerleþmesi, hani her fýrsatta seslendirdiðimiz müreffeh toplumlar seviyesine ulaþmasý, örgütlü, sorumluluk duygusu geliþmiþ, kendini yetiþtirmiþ eðitimli insanlara sahip olmasý ve onlara sahip çýkýlmasý ile mümkündür. Ülkemizde bu anlayýþ maalesef bugüne kadar yeterince sergilenememiþtir.
Ulusal egemenliðimizi tescilleyen 23 Nisan 1920 ve rejimimizin bir Cumhuriyet yönetimi olduðunu perçinleyen 29 Ekim 1923’lerden sonra genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza kadar sürecek onurlu var olma mücadelesinin önüne içten ve dýþtan öylesine setler çekilmek istenmiþ -ve halâ da çekilmek isteniyor ki,- tarihte hiçbir devlet yada toplum yoktur ki böylesine haksýz, böylesine zorlu ve böylesine topyekûn bir saldýrýya maruz kalsýn.
Ulusal Kurtuluþ Savaþý’ný baþarýya ulaþtýran, o dönemin güçlü ve maðrur ülkelerinin devlet adamlarýnýn hayranlýk dolu ifadeleriyle “Dünya’ya ancak bin yýlda bir gelmesi muhtemel bir deha” olan, yine onlarýn deyiþiyle “ Bu ne büyük bir talihsizliktir ki o deha da Türklerden çýkmýþtýr” þeklinde tanýmlanan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuþ olduðu laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ebediyete kadar vakur bir kimlikle yaþamasý; ancak ve ancak vefalý, kadirþinas, bilinçli, sorumluluk almaktan kaçmayan ve korkmayan yurttaþlarýnýn varlýðýyla, atalarýna ve toplumsal deðerlerine baðlýlýðý ile mümkün olacaktýr.(SÜRECEK)
Bu Haber 1077 Defa Okundu
|