|
Yýl 1268.
Nasreddin Hoca Akþehir’de toprak damlý evinin kapýsýnýn önünden :-“Gülmez sultannnnn!” diye sesleniyor.
Bu Hoca’nýn ilk sesleniþi, ikinci sesleniþi daha bir hýzlý oluyor.
—Hatuunnn! Diyor. Hatuuunnnn!
Hoca altmýþ yaþlarýnda, fakat karýsý Hoca’dan genç olmasýna raðmen Hoca‘dan da yaþlý görünüyor, üstelik de çirkin.
Hocanýn üçüncü kez “Hatunnnn! “ demesinden sonra kadýn geliyor.
— Be kadýn adýný mý ezberleteceksin, sabahtan beri seni çaðýrýyorum, nerdesin? Diyor.
Kadýn yine bir karýþ suratla Hoca’ya:
—Ancak gelebildim be Hoca!
Nasreddin Hoca:
— Ýyi ki geldin, ben buradayým da hani benim Karakaçan’ým!
Hocanýn karýsý suratsýz, eþeði desen huysuz. Karakaçan’a binecek bu sefer de heybe yok.
—Yahu Hatun sen hiçbir iþi doðru dürüst yapamaz mýsýn? Bak bu sefer de heybeyi unutmuþsun! Diyor.
Bu kez de Nasreddin Hoca, eyeri, heybeyi almaya kendisi ahýra gidiyor.
Uzunca bir besmele çekerek Karakaçan’ýn üzerine eyeri, sonra heybeyi yerleþtiriyor.
Karakaçan’da Akþehir yollarýnda öylesine güzel gidiyor ki bu gün eþeðin eþekliði üzerinde deðil. Hoca eþeðinin üzerinde týkýr týkýr giderken, eþek birden huysuzlanmaz mý? Tam da Akþehir Camii’nin önünden Akþehir Pazarý’na gideceði sýrada.
Hocayý görenler:
—Hocam hocam aman dikkat edin, eþek huysuz galiba diyorlar.
Nasreddin Hoca:
—Ona sakýn bir daha eþek demeyin, Diyor.
—Neden diyorlar.
Hoca:
—Alýnýr sonra, diyor.
—Nereye gidiyorsun Hoca diyorlar.
—Pazara.
—Pazarda ne yapacaksýn?
— Bu huysuzu satacaðým.
Birkaç kiþi hemen Hoca’nýn etrafýný sarýyorlar.
—Hoca hoca pazara kadar gitmeden istersen þu eþeðine bir bakalým diyorlar.
Müþterilerden birisi gelip Karakaçan’ýn diþine, bir baþkasý kuyruðuna bakýyor, bu arada hayvan bir huysuzlanýyor ki kimseyi yanýna yaklaþtýrmýyor.
—Aman Hocam senin bu hayvan huysuz mu huysuz diyorlar. Kimse bu hayvaný satýn almaz.
Nasreddin Hoca elini Karakaçan’ýn üzerine vurarak:
—Aslýnda ben de onu satmak için getirmedim, Maksadým Ümmet-i Muhammedin benim bu huysuzdan neler çektiðimi görüp anlamasý için getirdim. Diyor.
Bu arada çevreden de gülüþmeler baþlýyor. Hoca tekrar eþeðe biniyor pazara gidecek. Bu kez de eþek olan hýzýyla koþmaya baþlamaz mý?
Hocanýn eþeðini pazara gidenler tutmaya çalýþýyorlar:
—Hocam, ne bu telaþýnýz Allah aþkýna diyorlar.
Hoca, Karakaçan’ýn üzerinde çaresizlikle,
—Efendim, eþeðin çok acele bir iþi çýktý da onun için oraya gidiyoruz. Diyor ama bu arada da Hoca’nýn eþeði koþtururken Hoca eþekten düþmesin mi?
Görenler:
—Nasreddin Hoca eþekten düþtü. Hoca eþekten düþtü diyerek alaya alýyorlar.
Nasreddin Hoca hiçbir þey olmamýþ gibi:
—Önemi yok. Diyor. Önemi yok. Düþmesem de zaten inecektim.
Neden sonra Nasreddin Hoca eþeðin ipini çeke çeke eve doðru aðýr adýmlarla, can acýsýyla yürüyor.
***
Bu arada Hocanýn karýsý da Hoca’nýn dönüþünü camýn önüne oturmuþ bekliyordu.
Yorgunluktan bitkin bir halde Hoca önde, Karakaçan’ý onun arkasýnda, ipini çeke çeke evinin kapýsýný çalýyor. Karýsý her zaman ki yine asýk suratýyla Hoca’yý karþýlýyor.
Nasreddin Hoca:
— Nedir bu suratýn? Yüzünden düþen yine bin parça oluyor. Bu gülmez sultanlýktan ne zaman vazgeçeceksin? Diye söylenmeye baþlýyor.
Kadýn kendine bahane bulmaya çalýþarak:
— Hiç sorma Hoca komþularýmýzdan bir kadýn öldü de, ailesine baþsaðlýðý dilemeye gittim. Cenaze evinden gelen kimse gülmez ki…
Hoca karýsýnýn bahanesinin geçersiz olduðunu anlayýp:
— Haydi haydi! Ben senin düðün evinden geldiðin zamaný da biliyorum. Diyerek, bu arada da Karakaçan ‘ýn ipini karýsýnýn eline uzatýyor.
— Karakaçan’ý da ahýra götürüver, sakýn yem vermeyi de unutma.
Hoca’nýn karýsý inatçý mý inatçý, Karakaçan’ý kimin yemleyeceði hususunda anlaþamayýp sonunda da bahse tutuþuyorlar. Aralarýnda da ilk aðzýný kim açarsa eþeði onun yemlemesine karar veriyorlar.
Hoca’nýn karýsý o inatla evden çýkarak komþusuna gidiyor, Hoca’da evin ortasýna oturup Hatun’un dönmesini beklemeye baþlamýyor.
Bir süre sonra eve hýrsýz girip, Nasreddin Hoca’nýn sessiz sedasýz evde oturmasýndan yararlanarak evin tüm eþyalarý toplayarak evden ayrýlýyor.
Birkaç saat sonra Hoca’nýn karýsý eve döndüðünde, eþyalarýn çalýnmýþ olduðunu görür görmez:
—Hoca diyor, Hoca. Eve hýrsýz girmiþ, sen neden hiç sesini çýkarmadýn?
Hoca karýsý konuþunca:
—Hadi bakalým haným! Diyor. Aþaðýya in de eþeðin yemini ver.
Evin eþyalarý çalýnsa da Hocanýn bahsi kazanmasýnýn keyfi o gece kendisine yetiyor da artýyor; sedirin üstünde derin bir uykuya çekiliyor.
***
O günün sabahý bizim Hoca Nasreddin yine Akþehir pazarýna doðru yol alýyor.
Mahallenin çocuklarý onu görünce çok seviniyorlar.
—Hoca, hoca. Diyorlar. Ne olursun bize pazardan düdük al.
Çocuklarý çok seven Nasreddin Hoca:
—Peki, alayým, çocuklar. Diyor.
Sadece çocuklardan birisi ise, elindeki parayý vererek:
—Þu parayý al ve benim düdüðümü unutma Hocam! Diyor.
Parayý alýp cebine koyan Hoca, çocuklarýn yanýndan uzaklaþarak yoluna devam ediyor.
Bu arada yoldan bir cenaze gidiyor, Hoca’nýn yanýna gelen bir komþusu:
—Hocam, Hocam size bir þey sormak istiyorum.
Hoca duraklayarak:
—Sor bakalým.
Komþusu:
—Cenazeyi götürürken, tabutun önünden mi gidilmesi gerekir, yoksa arkasýndan mý?
Hoca gülerek:
—Ýlahi komþum. Ýçinden gitme de neresinden gidersen git. Diyerek, Akþehir Pazarý’na geliyor. Bu arada bir adamýn kafeste bulunan bir papaðaný on altýna sattýðýný görünce çok þaþýrýyor ve hemen evine koþarak evde beslediði hindiyi kaptýðý gibi yine çarþýya getiriyor.
—Yirmi altýna veriyorum! Diyerek, hindiye müþteri beklemeye baþlýyor.
Akþehir halký hocaya garip garip bakýp, kimisi de Hoca’nýn bu haline gülüp geçiyor.
Nihayet bir tanýdýðý:
—Sen aklýný mý yitirdin be Hocam? Diyor. Ýki akçe etmez hindiyi yirmi altýna kim alýr?
Nasreddin Hoca:
—Demin bu pazarda bir kuþu gözümün önünde yirmi akçeye sattýlar.
— Aman Hocam o papaðandý. Týpký insan gibi konuþuyor o.
Nasreddin Hoca:
—Olsun, diyerek, o konuþuyorsa bu da insan gibi düþünüyor. Diyor.
O günün akþamý da yorgunluktan evine dönerken, yolunu bekleyen çocuklar karþýsýna çýkýyorlar.
—Hoca, hani bizim düdüklerimiz diye etrafýna dolaþmaya baþlýyorlar.
Nasreddin Hoca sadece parayý veren çocuða düdüðü uzatarak:
—Hiçbirinize bir þey yok. Yalnýz bu arkadaþýnýza var. Çünkü parayý veren düdüðü çalar. Diyor.
***
…ve Yýl 2007.
Nasreddin Hoca Mezarlýðý’nýn önünden geçerken, Nasreddin Hoca’mýzýn Türbesi’ni ziyaret ediyorum
Türbenin baþýndan ayrýlacaðým, birden bir yaðmur baþlamaz mý? Islanmamak için Nasreddin Hoca ‘nýn Türbesinin kapýsýna doðru birazcýk hýzlanýyorum.
Ardýmdan bir ses iþitiyorum, ya da bana öyle geliyor:
— Aman torunum ne ayýp, senin gibi birisi, hiç Allah’ýn rahmetinden kaçar mý?
Ben de bu kez Nasreddin Hoca’mýza bize yýllar öncesinden verdiði yanýt ile karþýlýk veriyorum:
—Ben Allah’ýn rahmetinden kaçmýyorum Hocam, sadece yeri ýslatan rahmeti çiðnememek için koþuyorum, diyorum.
Nasreddin Hoca sanki gülümseyerek:
—Güle güle torunum. Diyor. Güle Güleeeee!
|