|
( MÝLLÝ MÜCADELE’DE AKÞEHÝRLÝLERÝN ZAFERE GÝDEN YOLDA GÖSTERDÝKLERÝ KAHRAMANLIKLARI )
halinden de eser kalmýyor.
Habibe Ana: —Mehmet Ali’m, sana da bir ayran getireyim mi?
Mehmet Ali: —Bir bana deðil ana, hepimize ayran getir, hepimize! Diyor. Gülüþüyorlar. KARANLIK Bir nisan günü. Önce Hýdýrlýðýn yamaçlarý kararmaya baþlýyor, sonra Tekke Deresi. Þehrin üzerini kara bulutlar kaplamaya baþlýyor. Gökyüzünde kara bulut kümeleri birbirini eziyor. Havada yaðmur kokusu var. Mehmet Ali, yaðmur yaðacak diyor, sol ayaðýný ovalayarak, koltuk deðneðiyle evinden çýkýyor. Þehre doðru yürüyor. Bu günlerde þehirde daha bir dolaþmak, küstah Ýtalyan subayýný yalnýz baþýna denk getirebilirse, alnýnýn ortasýndan vurmak istiyor. Elini beline götürerek, tabancasýný yokluyor. “Seninle tepeleyeceðim o Ýtalyan uðursuzunu, seninle” diyerek, tabancasýný okþuyor. Þehirde andýðýný bulamayýnca dönüþ yoluna sapýyor. Aðýrlýðýný koltuk deðneðine vererek bir yol dinleniyor. Tekke deresine bakýyor, sonra Sultan Daðlarý’nýn zirvelerine… Hýdýrlýða hava neredeyse yaðmur olup indi inecek. Akþehir yaðmurlarýnýn ne menem bir þey olduðunu bildiðinden aceleyle tekrar yola düþüyor.
Akþehir, bu güzel þehir savaþlarla tüm ümitlerini yitirmiþ, ümit diye bir sözcüðün varlýðýndan bile habersiz bir þehir haline gelmiþ. Savaþlardan dönebilenler gazi, dönemeyenler ise þehitlik mertebesine eriþmiþler. Babasý Ali Bey’de þahitlik mertebesine ulaþanlardan.
Karmakarýþýk duygular ve düþünceler içerisinde yolu üstündeki Ýplikçi Cami’ni geçiyor, kendi kendine “Ýngilizleri kovduk, þimdi de Ýtalyanlar peydah oldu” diye söylenerek yürüyor.
Yaðmur yaðdý, yaðacak.
Neden sonra Tekke’de buluyor kendini. Kadýnlý, erkekli, çoluklu çocuklu Tekkeliler hýzlý adýmlarla evlerine dönmekteler.
—Selamün aleykümmmm!
Bir grup kalabalýk:
—Aleyküm selammm! Diyerek koþar adým evlerine doðru gidiyorlar.
Aðýr ve zorlu çalýþmalardan sonra kerpiçten yapýlmýþ evlerine dönen köylüler aralarýnda hiç konuþmadan sessizce uzaklaþýyorlar. Kiminin sýrtýnda bir kement çalý, kiminin sýrtýnda bir çuval, yorgun, argýn evlerine dönüyorlar, analarýnsa sýrtlarýnda sarýlý yavrucuklar, ýþýl ýþýl gözlerle etrafa bakýyorlar. Savaþtan, açlýktan, kýtlýktan habersiz, zavallý yavrucuklar.
Ýtilaf donanmalarý ve askerleri birer bahane ile Ýstanbul’da, Fransýzlar Adana’da, Urfa, Maraþ, Antep’te Ýngilizler, Antalya ve Konya’da Ýtalyan askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da Ýngilizler, Ýtalyanlarýn bir kýsmý ise Akþehir Ýstasyonu’nda, Anadolu yok olmanýn endiþesi içine düþmüþ, fakirlik hat safhada, Mütareke sonucu silahlarý elinden alýnmýþ, savunmasýz býrakýlmýþ fakir bir millet, bu yokluklar içerisinde bile zafer kazanýlmalýydý mutlaka.
—Türk esaret bilmez, diye baðýrmak istiyor ama bu cesareti kendisinde bulamýyor, sinirinden aðlamak istiyordu. Yoksa tek ayaðýyla bunu baþaramayacak mýydý? Acaba kendisi de istilacýlarýn bir kulu kölesi mi olacaktý? Hani Batý medeniydi? Bu muydu medeniyetleri? Bu muydu medenilikleri? Sincice öz vatanýný paylaþmaya kalkan bu Avrupalýlar deðil miydi?
Yýllarca bu vatanýn ekmeðini yemiþ, Osmanlý vatandaþý Ermeni ve Rumlar ülkenin içine düþtüðü bu durumu fýrsat belleyerek Akþehir’de de düþmanla iþbirliði yapmaktan geri durmuyorlardý. En çokta bunlara içerliyor, kýzýyordu. Bu iþbirliði, bu nankörlük nedendi? Kafasýnýn içinde binlerce bomba patlýyor, delirecek gibi oluyordu.
—Nereye yürüyorum? Dedi, kendi kendine, oldukça uzaklaþmýþtý.
Kulaklarýnda yine o bildik silah sesleri geliyordu. Gerçekmi, halay mi olduðunu anlamaya çalýþtý.
Ýçinde bir titreme hissetti. Derin bir nefes alarak kendine geldi. Bir süre daha yürüdü. Ulu Cami’ye yaklaþmýþtý. Elini alnýna siper yaparak baktý, evet gerçekti. Ýtalyan subayý uzaðýnda duruyordu.
—Ýtalyan’a bak hele! Diyordu, Küstah Ýtalyan subayý! Çýnar aðacýna atýþ talimi yaptýrýyor, yine.
Vatan hainlerinin küstah davranýþlarý ve Ýtalyan subayýnýn hakaret içeren sözleri geldi aklýna, bu sözler ruhunun derinliklerine iþlemiþ, düþüncelerine düþünceler katmýþtý. Çekip alnýnýn ortasýndan vurmalýydý, Ýtalyan subayýný. Ama vazgeçti, yolda yürümeye devam etti, neden vurmadýðýna çok piþman oldu.
—Ne kadar bu vataný iþgal etmiþ Ýtalyan, Fransýz, Ýngiliz ve Yunan askeri varsa bu memleketten sürülecek, hepsi buradan kovulacaktý. Onlara dost görünen bir Türk de olsa kendisine en kötü muamele reva görülecek Akþehir’den, vatandan atýlacaktý…
Bunun baþka çaresi, baþka çýkar yolu yoktu.
Bu düþüncelerle, evine doðru yol alýyordu.
Karanlýk çökmüþtü Akþehir’e, karanlýklar çökmüþtü vatanýn üstüne…
ULU CAMÝÝ
Ýtalyanlar Akþehir’deki bazý Rum ve Ermeni evleriyle Bermende Köyü’ne yerleþerek Akþehir’i iþgal için plânlarýný uygulamaya baþlamýþlardý.
Gökyüzü maviliðine bürünmüþ, Hýdýrlýk pýrýl pýrýl parlýyor, yerler yaðan yaðmurdan çamurlaþmýþ, kimi yerler su birikintilerinden göle dönmüþtü.
Oriste ve Sabri bastýklarý yerlere dikkat etmeden yürüyorlardý. Çamurlar paçalarýna kadar ulaþmýþtý. Önce Akþehir Çayý’ný geçtiler. Oriste’nin evlerine, Gâvur Mahallesi’ne gideceklerdi. Sabri’yi bir heyecan sardý. Ýlk defa Gâvur Mahallesi’ni görecekti. Acaba nasýl bir mahalleydi bu mahalle? Ulu Cami’de dinlediði vaazlarý hatýrladý, her Cuma günü hocanýn “gâvurlardan bize dost olmaz” dediðini hatýrlýyordu, fakat bak iþte Oriste onun arkadaþý olmuþtu. Ne kötülüðünü görmüþtü ki? Yok, yok Oriste arkadaþýydý, ya diðer Rumlar... Oriste onlardan farklýydý.
Oriste:
—Sabri çok hýzlý yürüyorsun. (Sürecek)
|