|
Diyorlar ki “ne güzel yazýyorsun” Lâfýn çürüðü bunlar. Sakýn ola inanma! Kelimeleri ardý ardýna ben mi sýralýyorum sanýyorsun, sahibi kim bu kelimelerin? Sahibinin deðil mi tüm bu güzellik hazinesi.
Her þeyi kendinin mi sanýyorsun?
Her þey senin mi?
Sahibi almak isterse alýr.
Benim deðil yazdýðým bu yazýlar, benim deðil bu el, bu kol, bu kalb…
Dünya yalan, sen de yalansýn…
Her þey ama her þey Rabbimizin rýzasýyladýr. Rabbim dilemezse nefes bile alamazsýn…
****
Niceleri var ki hep benim sandý.
Þan benim, þöhret benim ün benim..
Rabbim hakkýyla isteyene verir; ufku yücelerden yücedir.
…ve ceza da hakkýmýzdýr, lütuf da… Zulüm deðildir bu karþýlýðýndýr.
****
Her þeyin boþ ve yalan olduðunu anlamak bu bir mutluluk bir saadettir.
Her þeyin boþ olduðunu nasýl bulur ve anlarýz? Boþ olduðunu anlamak için de aramak gerekmez mi?
Yalan deðil mi bu dünya?
****
Mevki kimin?
Makam kimin?
Para kimin?
Hep unuturuz.
Hep þu yanlýþ “ben”, çalýþarak bu mevkilere geldim, makamým da öyle…çalýþarak kazandým… ve “ben”…
Ben yaparým, ben ederim, ben þöyleyim, ben böyleyim…
Ne biçim “ben” dir bu böyle?
Gözü veren kim?
Mevkini, makamý…
Yazmak için eli, kolu…
Bu kolu kazanmak için ne yaptýn?
Ya gözlerini?
Ya ellerini?
Hep “ben” öyle mi?
Ne yaptýn ki ellerin, gözlerin, ayaklarýn için…
****
Ne benim, ne de senin…
Niceleri benim diyordu ya…
Ne gençlik, ne güzellik, ne mevki, ne makam, ne servet kaldý…
Bilmez misin?
“Ýlah” olmakla övünen Nemrut, küçücük bir sineðe güç yetiremedi de baþýný duvarlara çarpa çarpa öldü…
Niceleri “ben” diyordu ya hep aldandý…
|