|
Minyatürk Park, Minyatürk Park dediler,
Þu Minyatürk Park’a bir de ben gideyim dedim,
Hani bizim baþýmýz kel mi?
Kel deðilse de yanlardan hafif açýlmaya baþladý ya neyse…
Kalktým, üþenmedim tuttum Ýstanbul yolunu, tren gelir hoþ gelir demiþler ya biz de hoþ gidiyoruz…
Neyse, lafý uzatmayalým, kabaðýn tadýna alýþkýnýz, kabak tadý vermeyelim.
Minyatürk Park’a girdik.
Ceketi Mercedes’te unutuyorum.
Uyarýyor ev sahibimiz:
—Aman ha diyor, ceketini arabada unutma! Mercedes filan dinlemezler hýrsýzlarýn eli burada anahtardýr, daha olmadý camý kýrarlar…
Neyse…
Giriyoruz… Minyatürk Park’a..
Tabii bizim park gibi deðil…
Parasýz gireceðinizi sanýyorsanýz, avucunuzu hazýrlayýn…
Ne için mi?
Tabii ki yalamak için.
Sadece Nasreddin Hoca’nýn Türbesi’nin minyatürü yok, Seydi Mahmut Hayran’ýn da yok..
Dünyaya mal olmuþ Nasreddin Hoca’nýn türbesi yok..
Ýnanmýyorsunuz deðil mi?
Ýster inanýn, ister inanmayýn!
Ýnanmayan gider bakar…
Tabii tanýtým eksikliði…
Anlayan anlar…
Minyatür Park’ta Hoca’nýn Türbesi’nin minyatürü yok.
Biz de ne yapalým diye düþünürken, Ýstanbullularýn öve öve bitiremedikleri Pier Loti’ye gidelim diyoruz…
Neyse git Allah git yol bitmez..Sora sora Baðdat, pardon Pier Loti’de bulunurmuþ…
Çýkýyoruz Pier Loti’ye…
Akþehirliler her yeri sarmýþ … Yan masalardan bir Akþehirlilerin konuþmalarýný duyuyorum: Akþehir’in Hýdýrlýðý’nýn, Tekkesi’nin on tane Pier Loti’nin bulunduðu yere deðiþmem diyor… ardýndan “Ýstanbul görünüyormuþ… Aman ya! “ diyor, Buranýn altý mezarlýk… Mezarlýk yahu! Þimdi Akþehir’de olmak vardý, Akþehir’de olmak!”
Ne Minytürk Park’ýnda Nasreddin Hoca Türbesi’nin güzelliðini, ne de Pier Loti Tepesi’nde Hýdýrlýðýn güzelliðini bulabiliyorsunuz…
Memleket çekiyor insaný…
***
Boðaza karþý bir yalýdan Ýstanbul’u seyrediyorum…
Vapurlar geçiyor yalýnýn karþýsýndan…
Bir yakasý Anadolu bir yakasý Avrupa Yakasý…
Yalýdan Ýstanbul’u seyrediyorum..
Yalýnýn uþaðý geliyor, “Ne içerdiniz? Çay, kahve, kola, soda, þampanya, viski, sýcak, soðuk….” Sýralýyor…
Sigara diyeceðim…Ayýp kaçacak..
Sigara içeceðim, küllerini dökeceðim gümüþ tabaklara yazýk olacak…
Vapurlar geçiyor yalýnýn karþýsýndan…
Birisi sürekli duruyor… Iþýklarý pýrýl pýrýl yanýyor…
Ev sahibimiz : “ O gördüðünüz diyor,diskodur, sürekli yerinde durur..”
Ortaköy’ün diskolarýndan sesler geliyor…
Bir sarhoþ denizin kýyýsýna yatmýþ…fazla sürmüyor yatýþý da….birazdan da polisler geliyor..
Bir müzik sesi yalýyý sarýyor…
Jakuzi, spor malzemeleri, yüzme havuzlarý, son model arabalar…
….ve Akþehir özlemi ne olursa olsun sarýyor …kaçmak geliyor insanýn bu þehrin gürültüsünden, müziðinden…
Kaçmak geliyor yemyeþil doðasýna, baðýna, bahçesine kaçmak geliyor… Hýdýrlýðýna, Tekke’sine, Sultan daðlarýna…
….ve tren geliyor, gerçekten de hoþ geliyor…
Gidiliyor hasret olunana ..
…..Topkapý Sarayý…Sultan Ahmet’i geziyorsunuz…gezdiriliyorsunuz..
“Bana müsaade” diyorsunuz..
Ev sahibiniz “ Olur mu?” diyor…ardýndan da “ daha yeni gelmiþtiniz….
****
Saatin zili çalýyor…
Sabah 07.00 olmuþ, mesai baþlayacak… Kahvaltý yapacaksýnýz, iþe gideceksiniz…
Bir rüya mý görmüþüm…
Gerçekte yoksa düþte miyim?
Bilmemiþim…
Bir rüyadan uyanmýþým…
Pencereden bakýyorum: Aman Allah’ým kar yaðmýþ…
Þükür ya Akþehir’deyim!
|