|
( MÝLLÝ MÜCADELE’DE AKÞEHÝRLÝLERÝN ZAFERE GÝDEN YOLDA GÖSTERDÝKLERÝ KAHRAMANLIKLARI )
Ýtalyanlarýn Akþehir istasyonu’nu iþgali ile Anadolu’nun diðer yerlerinde olduðu gibi Akþehir’deki Gâvur Mahallesi’nden Rumlara Bermende ‘den de bazý Ermenilere gün doðmuþ, Türklerle yýllardýr iyi geçinen bu insanlar Türk Mahallelerinde taþkýnlýklar yapmaya baþlamýþlardý. TÜRK MÝLLETÝ SAHÝPSÝZ DEÐÝL Küçük Sabri, Hýdýrlýk yamacýndaki evlerinden yorgun bir þekilde uyandý. Sabaha kadar uyumamýþtý. Tam dalmýþtý ki, Annesi Habibe: Oðlum, kalk haydi kalk! Diyerek baþucuna gelmiþti.
Hava serin ve bembeyazdý. Hýdýrlýk’tan Akþehir üstüne temiz bir çam havasý geliyor, kuþlar cývýldaþarak uçuyordu. Sabri yataðýndan kalktý. Yarý açýk yarý kapalý gözlerle evin penceresinden baktý. Dýþarýsý sakin ve tenhaydý. Ýri kahverengi gözleriyle elbiselerini aradý. Evlerinde, bir aðabey, bir annesi bir de kendisinden baþka kimse yoktu. Yýllarca süren ve hiç bitmeyecekmiþ gibi görünen savaþlarda, babasýnýn þehit haberi gelmiþ, aðabeyi Mehmet Ali de savaþta bir yitirmiþ olarak geri dönmüþtü. Birkaç Rum genci ellerindeki Yunan bayraklarý ile baðýrarak pencerenin önünden geçiyorlardý.
Sabri: —Anaaa, anaaa Rumlar! Rumlar geçiyor be! Diye baðýrdý.
Annesi Habibe: —Sabri oðlummmmm! Gel, pencereden bakma, diye seslendi.
Bu arada aðabeyi Mehmet Ali Rumlarýn seslerine uyanarak diðer odadan gelmiþti.
—Gel Sabri gel. Diyerek, çocuðun baþýný okþayýp pencerenin önünden aldý.
Sabri baþý önde üzgün bir þekilde pencerenin önünden ayrýlýrken:
—Aman Allah’ým bu nasýl bir savaþtýr, diye sayýklýyor, iþittiklerine inanamýyor, savaþa bir türlü akýl erdiremiyordu. Kapýlarýnýn önünden Yunan bayraklarýný sallayarak geçen Rumlar þimdiye kadar bu ülkenin ekmeðini yiyip, bu ülkenin havasýný soluyan insanlar deðil miydi? Bunlar olsa olsa bir kâbus olmalýydý. Bu kâbus, onu derin üzüntüler içerisinde boðuyor, sevgi dolu kalbini acýtýyordu. Savaþ dedikleri babasýný cephede þehit, aðabeyini gazi eden bir þey miydi? Ya Türk Milletinin geleceði, düþünüyor, düþünüyor, düþünüyor bir yerde düþünceleri de bitiyordu… Savaþ anýlarýný dinlemiþti aðabeyinden. Savaþýn acýmasýzlýðý, savaþýn korkunçluðu tüm benliðini sarmýþtý. Hýzlý düþünmek onu daha bir yoruyor, baþýna aðrýlar giriyordu.
Düþman yurdu iþgal etmiþ, güzelim þehirleri topa tutarak her yeri ele geçirmeye kalkmýþtý. Hiçbir millet böyle bir esarete tahammül edemezdi. Akþehir’de Akþehirliler de etmeyecekti. Akþehir Ýstasyonu’ndan defolup giden Ýngilizlerin Ýzmir’i iþgal ettiði haberini aðabeyinden almamýþ mýydý? Nasýl ki Ýngilizler Akþehir’den defolup gittiyse, Ýtalyanlar da defolup gidecekti. Düþman iþgaline Türk Milleti tarihler boyunca tahammül etmemiþti, etmeyecekti de.
Mehmet Ali: —Otur bakayým Sabri, dedi. Otur hele. Sedire birlikte oturdular.
Annesi: —Çocuklar size sýcacýk bir tarhana çorbasý yapayým! Diyerek, odadan ayrýldý.
Mehmet Ali: —Hiç korkma Sabri hiç. Ne Ýzmir’e, ne güzel yurdumuza, ne de Akþehir’e yapýlan saldýrýlara hiçbir
Müslüman evladýnýn göz yummayacaðýný, kanlarýný bu uðurda akýtmaktan çekinmeyeceðini bilmelisin.
—Korkmuyorum aðabey! Mehmet Ali olmayan sol ayaðýný göstererek:
—Bak görüyor musun? Bak ayaðýma, bu ayaðý vatan için verdim, gerekirse uðruna canýmý vermeye de hazýrým
Sabri: —Ama aðabey, diyordu, ama aðabey…
Mehmet Ali:—Ne Rum’u, ne Ýtalyan’ý ne Ýngiliz’i ne de Fransýz’ý bu topraklarda barýndýrýrýz. Geldikleri gibi defolup gidecekler, defolup gidecekler! Bu millet sahipsiz deðil! Türk Milleti sahipsiz deðil! Diyordu.
SABRÝ VE ORÝSTE
Rum çocuklarý baþý açýk gezerdi. Sabri ise fesini kaybetmiþ, o da baþýkabak gezmeye baþlamýþtý. O gün de yine evlerinden baþýkabak bir vaziyette çýktý. Sabri on iki yaþlarýnda, zayýf bir çocuk olmasýna raðmen, uzun boylu, fakat kendisinden beklenmeyecek bir kuvvete sahipti.
Çayýn baþýnda dört beþ çocuk bir çocuðu aralarýna almýþlar, yer misin yemez misin dövüyorlardý.
Sabri koþarak çocuklarýn yanýna gitti. Ani bir hareketle çocuklarýn arasýna girerek, dayak yiyen çocuðu kurtardý.
Aðzý burnu kanayan çocuk:
—Sað ol, sen olmasaydýn bunlar beni öldürürdü, diyor, bir yandan da aðlýyordu.
Sabri:
—Tamam, tamam aðlama artýk… Adýn ne?
—Oriste.
—Rum musun?
—Evet.
—Nerede oturuyorsunuz?
— Gâvur Mahallesi’nde.
—Annen, baban?
—Ölmüþler.
Aðabeyi Mehmet Ali’de deðneðine yaslanarak yanlarýna gelmiþti. Çayýn berrak sularý ýslýk çalarak uzaklaþýyordu. Bir güvercin sürüsü karþý çatýdan su içmek için ahenkle çaya indi.
Mehmet Ali:
—Sabri kavga mý yaptýnýz yoksa? Neden kavga ettiniz?
Sabri:
—Aðabey biz kavga etmedik, ben Oriste’yi dövenlerin elinden kurtardým.
Oriste aðlayarak:
—Sabri olmasaydý…
Mehmet Ali:
—Aferin sana Sabri… Bize de yakýþan budur. Türkler kin tutmaz, aferin sana oðlum! Haydi, bize gidin annem kalan çorbadan Oriste’ye de bir tas koysun, karnýný doyursun, elini yüzünü de bir güzel yýkasýn.
(Sürecek)
|