|
“Neden yaptýn?”
Bu sözleri kaçýncý defa duyuyordum, bilmiyorum.
“Neden yaptýn? Söyleeee!”
Kulaklarýmda hala bu sesleri iþitiyordum. “Neden yaptýn? Neden yaptýn?”
Düþlerimde hâlâ bu sözler vardý. “Neden yaptýn?”
Bense bir cevap veremiyordum.
Sonra rüyalarýmdan haykýrarak uyanýyordum. “Neden yaptým?”
Evet, þimdi bile olaylarý hatýrlayamýyor, neyi, nasýl ve neden yaptýðýmý bilemiyordum. Acaba neden? Benim bu olaylarý sizlere anlatmam, anlatabilmem imkânsýz. Bilmiyorum. Zaten hiçbir þeyi de tam olarak hatýrlayamýyorum. Gözlerimin önünde üç kiþi, tepemde bir lamba… Benim aðzým dilim tutuluyor. Konuþamýyorum. Sanki aðzým mühürlenmiþ, sanki aðzým bantlanmýþ. “Neden yaptýn?” Neyi, neden yaptým?
Karanlýk bir dünyadan uyanmak istiyor, her þeyin bir hayal, her þeyin bir rüya olmasýný istiyorum. Yalnýz rüyalarým beni korkunç yaratýklarla karþýlaþtýrýyor, korkunç yaratýklarý görüp, rüyalarýmda haykýrýyorum.
Sanki yaratýklarýn gözleri fýrýn alevi gibi... Ben acý çektiðimi biliyorum ve bütün damarlarým sanki ölümü her an hissediyor; fakat bir türlü ölemiyorum.
Tere batmýþ olarak, haykýrmaya, uyanmaya çalýþýyorum.
Yaptýðým olaylarýn beni delirttiðini, çýldýrttýðýný sanýyorlar, fakat ben deli deðilim. “Neden yaptýn?” sorusunun cevabýný bulamýyorum, hala da bulmuþ deðilim.
“Neden yaptýn?”
Ýþte beni rüyalarýmdan uyandýran, dört duvar arasýna sýkýþtýran, kan ter içinde uyandýran bu sual. Hala neler olduðunu biliyor deðilim.
Kendi kendime de soruyorum, “neden yaptým?” Bütün mesele bu iþte .”Neden yaptým?” “Anlat!” diyorlar, “anlat!”
Zaten anlatamýyorum da önüme bir kâðýt bir de kalem uzatýyorlar.”Anlatamýyorsun, o zaman yaz!”diyorlar. Zaten ne karakolda ne de mahkemede anlatabilmiþtim. Yazmaya çalýþýyorum.
Bizi uzun bir sabah bekliyor.
Yazmaya baþlýyorum.
Ýþimde ilk aylarýmdý. Onu da günlük bir gazetenin ilan sayfasýndan bulmuþtum. Kýytýrýk bir tuðla fabrikasýnda uzun yol þoförü olarak çalýþýyordum.
Kasabadan yüz kilometre kadar ayrýlmýþtým. Hava da öylesine soðuktu. Dört araba geniþliðinde uzun bir yolda yavaþ yavaþ yol alýyordum. Zaten bir kamyon dolusu tuðla ile yaðan karda ancak en fazla altmýþ, yetmiþle gidiyordum. Uluyan rüzgârda karlar savruluyor, arabanýn camý sürekli karla doluyordu. Üç kuruþ maaþla girdiðim iþte patronu düþündüm. Acaba gecenin on ikisine ulaþan akreple yelkovanda þimdi kaçýncý rüyasýndaydý. Yol kenarýnda otostop yapan birkaç kadýný gördüm. El sallýyorlardý. Kimdi bunlar böyle gecenin bir yarýsýnda..
Ýlerde ýþýklarý yanan bir kamyoncular garajý vardý. Kamyon garajýna girdim. Kurt gibi de açtým. Parmak uçlarým neredeyse donuyordu. Kamyonu diðer kamyonlarýn arasýna çektim.
Kapýnýn aðzýna kadar gelmiþ karlardan kapý zor açýldý. Ýçeriye girdim.
Kapýyý açar açmaz yüzüme bir sýcaklýk geldi. Ýlk fark ettiðim ortada bir metreden uzun bir sobanýn olduðuydu. Ýçeride benim gibi kamyon þoförleri vardý. Ýçeriye girer girmez gözlerini bana dikmiþlerdi. Bir tanesi tezgâhýn önünde iki tanesi boþ bir masada oturup çay içen üç kamyon þoförü.
“Ne istiyorsun?”
“Neyiniz var?”
“Kuru, pilav..”
“Baþka.?”
“Baþkasý bu” dedi, aþçý gülerek, “Baþka ne bekliyorsun ki?”
Karným açtý, söyleyecek bir söz de bulamadým. Bu adam hiç de sevimli gelmemiþti bana.
Aþçý kuru ve pilavý getirmeye gitti.
Aþçý neden sonra, kuru ve pilavý getirdi ya kafama vurur gibi de masaya attý gitti.
Tezgâhýn önünde bulunan þoför çarçabuk hesabý ödeyip çýktý.
Yemeðimi yiyordum. Sobanýn dýþ yüzeyi sýcaklýðýndan kýpkýrmýzý olmuþtu. Bu arada þoförlerden birisi enseme bir tokat vurdu ki,
“Sen de þoför müsün?”
Neye uðradýðýmý þaþýrmýþtým. Dönüp adama baktým. Öyle iri yarý hayvan gibi bir þeydi.
“Evet.” Dedim, “Beðenemedin mi?”
“Pek kalýbýndan anlaþýlmýyor da… Daha çok süt kuzusuna benziyorsun…”
Þaþkýnlýktan “Sen ne diyorsun?” demiþ bulundum.
“Sen anladýn..” dedi, “Süt kuzusu”
Ardýndan yüzüme öyle bir tokat daha vurdu ki… gözlerimin önünde kara sinekler uçuþmaya baþlamýþtý.
|