|
NASREDDÝN HOCA VE FIKRALARINDAN BAZI SEÇMELER
NASREDDÝN HOCA
Nasreddin Hoca 208 yýlýnda Akþehir’de doðmuþ, 1284 yýlýnda Akþehir’de vefat etmiþtir. Türbesi ise þehirlerin en güzeli olan Akþehir’dedir. Tabii Akþehirli ve Nasreddin Hoca’nýn torunlarý olarak bundan büyük gurur duymaktayýz.
Nasreddin Hoca tüm dünyayý güldüren, güldürürken düþündüren fýkralarýyla bilinmektedir ki bugün tek kiþilik – sözde gösteri yapanlarýn çoðu- Nasreddin Hoca fýkralarýndan yararlanmaktadýrlar.
Nasreddin Hoca’mýzýn türbesi Akþehir’de olmasýna ve ve Akþehirli olmasýna raðmen, pek çok ülke kedilerince Nasreddin Hoca tiplemeliri yaratmýþlar, uyanýklar Nasreddin Hoca fýkralarýna da kendilerince yorumlamýþlar, daha doðrusu araklamýþlardýr.
Nasreddin Hoca, yaþadýðý zaman dilimi içerisinde, tüm hayatýný insanlara doðru yolu göstermek için uðraþ sarf etmiþ, insanlarýn zaaflarýný nükteli bir dille vurgulayarak, onlarý yapmak istedikleri kötülüklerden uzak tutmaya çalýþmýþtýr.
Nasreddin Hoca’nýn latifeleri zamanla günümüze kadar gelmiþ, Ýbret verici sözleri ise atasözü halini almýþtýr.
5–10 Temnmuz Nasreddin Hoca Þenlikleri yaklaþýrken Nasreddin Hoca’nýn fýkralarýndan da bir demek sunmak istiyorum.
Ýþte Nasreddin Hoca fýkralarýndan bazýlarý:
UN HELVASI
Nasreddin Hoca, bir sohbet sýrasýnda, un helvasýný çok sevdiðini, ama bir türlü yemek kýsmet olmadýðýndan yakýnýr.
Orada bulunanlardan birisi:
Helva öyle zor piþirilecek bir þey deðil, der
Nasreddin Hoca adama:
—Çok haklýsýn, ama bir türlü piþirip yeyemedik iþte! Ama un bulundu, yað bulunmadý… Sonra yað bulundu, ama þeker bulunamadý…
Adam, Nasreddin Hoca’nýn sözünü keserek:
—Peki Hoca’m! Bu üç þeyi bir araya getirmek mümkün olmadý mý hiç? Diye sorar
Nasreddin Hoca, bir süre acý acý gülümsedikten sonra þu cevabý verir:
—Bazen belki üçünün bir araya geldiði oldu ama o zaman da ben, helvanýn yapýldýðý yerde bulunamadým!
FERYADIN VAKTÝ VAR!
Nasreddin Hoca, bir gün odun getirmek için ormana gider.
Odun taplarken, bir de bakar ki, eþeði ortalarda yok. Seslenir, baðýrýr, çaðýrýr, ama eþek bir türlü meydana çýkmaz.
Odunlarý bir kenara koyup, türkü söyleyerek aðýr aðýr aramaya baþlar. Hocayý türkü söyler halde gören köylüler Hocaya:
—Hayrola Hoca Efendi, ne yapýyorsun böyle? Derler.
Nasreddin Hoca:
Bizim eþek kayboldu da, onu arýyordum, diye cevap verir.
Köylüler:
Eþeði kaybolan adam böyle türkü mü söyler? diye garipserle.
Nasreddin Hoca, sorar:
—Ya ne yapar?
Köylüler:
—Telaþlanýp, feryad ederler.
Nasreddin Hoca, gülümseyerek þu cevabý verir:
—Bir umudum kaldý, o da þu daðýn ardýnda. Eðer eþemðimi orada da bulamazsam, siz asýl o zaman bendeki feryadý seyredin.
ACABA NESÝ KAYBOLDU?
Hocaya, karýn aklýný kaybetti demiþler. Hoca derin bir düþünceye dalmýþ.
—Ne düþünüyorsun? Diye sorduklarýnda, þu cevabý vermiþ:
—Vallahi benim karýnýn aslýnda aklý yoktu. Acaba nesi kayboldu, onu düþünüyorum.
PARA NÝYE SEVÝLÝR?
Cimri ve boþboðazýn biri Hoca’ya alaylý bir dille sormuþ:
-Hoca efendi, demek parayý bu kadar çok seviyorsun? Neden acaba?
Haca, cevabý yapýþtýrmýþ:
—Senin gibilere muhtaç olmamak için!
Hoþça kalýn…
|