|
Halk oyunlarý tekrar Akþehir halk oyunlarýný oynamaya baþlýyor. Akþehir halký oyunlarla birlikte coþuyor…
Akþehir’in üstüne bir yaðmur yaðmaya baþlýyor.
Nasreddin Hoca eþeði ile birlikte ortada kalýyor, bu arada da:
— Sevgili torunlarým, ne kadar ayýp? Siz ki benim torunlarýmsýnýz, hiç Allah’ýn rahmetinden kaçýlýr mý? Diyor.
Halktan:
— Biz Allah’ýn rahmetinden kaçmýyoruz ki sadece yeri ýslatan rahmeti çiðnememek için koþuyoruz diyorlar.
Nasreddin Hoca gülümsüyor:
— Sizi sizi! Diyor. Hiçbir fýkramý da unutmamýþlar bak hele!
Arabasý olan arabasýna, yayan yürüyen yürüyerek, tekrar Akþehir yollarýna koyuluyorlar.
Nasreddin Hoca:
— Ben, bugün bizim suratsýz, inatçý, gülmez sultaný göremiyorum… Yoksa o benim her yýl olduðu gibi bu yýl da 5–10 Temmuzlarda halkýn içerisine karýþarak gezdiðimi bilmiyor mu? Bizim Hatun nerede? Diyor.
Yine halktan bu kez bir kadýn Karakaçan’ýn önüne atýlarak:
— Hoca, diyor, Hoca, senin karýn çok geziyor…
Nasreddin Hoca Karakaçan’ýn üzerinden:
—Yanlýþýn var torunum, yanlýþýn var…
—Eðer senin dediðin gibi benim hatun çok gezseydi, arada sýrada bizim eve de uðrardý, bak þenliklerime bile gelmemiþ…
****
Neden sonra Akþehir’e Nasreddin Hoca ve torunlarý geldiler.
Akþehirli genç bir torunu:
—Hocam sizin Sivrihisarlý, Kayserili olduðunuzu söylüyorlar?
Hoca büyük bir kahkaha atarak:
—Sana þunu sorayým, benim Bulgaristanlý, Yunanistanlý olduðumu da söyleyenler var mý?
Torun :
—Vallahi bildiniz? Gerçekten de bunlarý söyleyenler de var!
Hoca:
—Ben Akþehirliyim. Evim buradaydý. Türbem de bak burada, ayrýca ben saðlýðýmda buralardan da çok giderdim. Akþehirliyim. Sivrihisar’da, Kayseri’de göl mü var? Yoksa Akþehir gölünü benim saðlýðýmda oralara mý götürmüþlerde ben göle maya çalmýþým? Fesüpanallahhhh!
Bu arada onca kalabalýðýn içinden nereden çýktý geldi bilinmez, vahþi bir köpek Nasreddin Hoca’nýn eþeðinin önüne çýkmaz mý, polisi, jandarmasý köpeðe:
—Hiþtttt! Hoþttttt! Diyorlar, ama nafile.
Köpek Karakaçan’a öyle bir baðýrýyor ki, vahþi mi vahþi bir köpek.
Nasreddin Hoca hiç telaþa kapýlmadan, yüzyýllar öncesinden seslendiði gibi:
—Geç yiðidim geç! Diyor.
Vahþi köpek birden uysallaþarak, kalabalýðýn arasýndan kayboluveriyor.
Bu arada iki kiþi Nasreddin Hoca‘nýn yanýna yaklaþarak yüksek bir sesle konuþuyorlar, konuþmalara Nasreddin Hoca da þahit oluyordu.
— Amma da hýyarýn birisisin arkadaþ, Hoca ‘nýn eþeðinin önüne köpek geçiyor da kaçýyorsun… Ýnsan hiç köpekten korkar mý?
Nasreddin Hoca eþeðin üstünden hemen atýlarak:
— Yooo… Diyor… Arkadaþýna iftira etme… Çünkü hýyarýn salatasý olur, turþusu olur, cacýðý olur, söyle bana arkadaþýnýn nesi olur?
Bunu duyan iki arkadaþ gülmeye baþlýyorlar ve hemen Hoca’nýn yanýndan ayrýlýyorlar.
Nasreddin Hoca, çömezlerini yanýna çaðýrarak:
—Bugün çok yoruldum, artýk evime gidip dinleneyim, yarýnki þenliklerde buluþalým diyor.
Nasreddin Hoca, Karakaçan’ý ile birlikte evine doðru yol alýyor, Akþehir halký ve gelen tüm misafirler þenlik alanýný terk etmeye baþlýyorlar.
Karýsý her zaman ki yine asýk suratýyla Hoca’yý karþýlýyor.
Nasreddin Hoca:
— Nedir bu suratýn? Yüzünden düþen yine bin parça oluyor. Bu gülmez sultanlýktan ne zaman vazgeçeceksin? Hem sen benim bugün Akþehir’de þenliklerimin düzenlendiðini bilmiyor musun? Neden þenliklere katýlmadýn? Diye söylenmeye baþlýyor.
Kadýn kendine bahane bulmaya çalýþarak:
— Hiç sorma Hoca komþularýmýzdan bir kadýn öldü de, ailesine baþsaðlýðý dilemeye gittim. Cenaze evinden gelen kimse gülmez ki…
Hoca karýsýnýn bahanesinin geçersiz olduðunu anlayýp:
— Haydi haydi! Ben senin düðün evinden geldiðin zamaný da biliyorum. Diyerek, bu arada da Karakaçan ‘ýn ipini karýsýnýn eline uzatýyor.
—Karakaçan’ý da ahýra götürüver, sakýn yem vermeyi de unutma. Bak yarýn yine þenliklerim var, ona göre. Diyor.
Hoca’nýn karýsý inatçý mý inatçý.
—Bugün de sen yemlesen olmaz mý? Diyor.
Nasreddin Hoca:
—Torunlarým bugün beni çok yordu… Hele ki Akþehir ne kadar güzelleþmiþ… Anýtýmý yapmýþlar, hatta Karakaçan’ýn bile… Daha sonra Akþehir Gölü’ne maya çaldým, filan derken yoruldum… Haydi, hatunnn beni kýzdýrma!
Nasreddin Hoca ve karýsý Karakaçan’ý kimin yemleyeceði hususunda anlaþamayýp sonunda da bahse tutuþuyorlar. Aralarýnda da ilk aðzýný kim açarsa eþeði onun yemlemesine karar veriyorlar.
Hoca bu hiç aðzýný açar mý? Hoca’ya kýzan karýsý o inatla evden çýkarak komþusuna gidiyor, Hoca’da evin ortasýna oturup:
— Nasýl olsa sen eve dönecek deðil misin? Diyerek beklemeye baþlýyor.
Bir süre sonra eve hýrsýz girip, Nasreddin Hoca’nýn sessiz sedasýz evde oturmasýndan yararlanarak evin tüm eþyalarý toplayarak evden ayrýlýyor.
Birkaç saat sonra Hoca’nýn karýsý eve döndüðünde, eþyalarýn çalýnmýþ olduðunu görür görmez:
—Hoca diyor, Hoca. Eve hýrsýz girmiþ, sen neden hiç sesini çýkarmadýn?
Hoca karýsý konuþunca:
—Hadi bakalým hatun! Diyor. Ýlk sen konuþtun. Aþaðýya in de eþeðin yemini ver.
Evin eþyalarý çalýnsa da Hocanýn bahsi kazanmasýnýn keyfi o gece kendisine yetiyor da artýyor; sedirin üstünde derin bir uykuya çekiliyor. BÝTTÝ
|