22 Mayýs 2012 Salý

BAZLAMA

  Sami BAÞAR

          
         BAZLAMA
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Akþehirli olup da Kileci Mahallesi’ni bilmeyen var mýdýr? Zannetmem. Haydi, Kileci Mahallesi’ni isim olarak bilemediniz? Hýdýrlýk’a da mý gitmediniz? Bandocu Ahmet’in bakkal dükkânýndan çekirdek de mi almadýnýz? Bundan yýllar önceydi, ben diyeyim kýrk yýl evvel, siz deyin elli yýl… Mahallenin sevilen bakkalýydý Bandocu Ahmet. Bandoculuðu da Akþehir Belediyesi’nin bando ekibinden emekli olmasýndan geliyordu. Emekliliðinden sonra bakkal dükkânýný açmýþtý ya, bakkallýðýndan çok ismi Bandocu kalmýþtý… Bandocu Ahmet…

                   Geçmiþe duyulan bir özlemdi Akþehir Kileci Mahallesi… Belki de mahallenin en sevilen bakkalýydý, belki de bandoculuðuydu…

                   Bu mahallede daima aklýma takýlmýþtýr Kýlýnçlar ismi… Nereden gelmiþti Kýlýnçlar ismi bu sülaleye bilmem. Dedeleri mi kýlýç ustasýydý? Yoksa baþka bir anlamý mý vardý bilemiyorum, fakat þimdiki binalarýn olduðu yerlerin bahçe olduðu zamanlar bir meþin topun arkasýndan az koþmamýþtýk, Kýlýnçlar’ýn bahçelerinde… Yine Kýlýnçlar gibi Hacý Yahyalarýn bahçesinde az oyunlar oynamamýþtýk… Sonralarý meyve bahçesi olan bu bahçenin az mý mýsýrlarýný, elmalarýný yemiþtik…

                   O günler bir baþka güzeldi, yeþilin tüm renklerini taþýyan Hýdýrlýk daha bir güzel… Ýnsanlar sanki daha bir güler yüzlüydü.

                   Bandocu Ahmet‘in, daha doðrusu bakkal Ahmet’in bakkal dükkânýnýn yanýnda çevresi küçük bir havuzla çevrili çeþme vardý ki Hýdýrlýða yürüyen insanlarýn yorgunluðunun giderildiði, bu çeþme baþý, dinlencenin baþlangýç yerlerinden birisiydi diyebiliriz. Çoðu zaman bu çeþme açýk unutulur, Ahmet Aðabey bakkal dükkânýndan çýkarak çeþmeyi kapatýrdý. Bir metreye yakýn evle yolu ayýran bahçe duvarýnýn içindeki meyvelere gözü gibi bakardý. Meyvelerin biraz olgunlaþmaya baþlamasýyla birlikte aðaçlarýn dallarýnda genelde büyük kartonlara yazýlmýþ þu yazýlar bulunurdu : “Aðaçlar ilaçlýdýr, dikkat zehirlidir”  Yalnýz mahallenin çocuklarý bu yazýlara hiç aldýrýþ etmez, zehirli de olsa ilaçlý da olsa bu aðaçlarýn olgunlaþmayan meyvelerine kaþla göz arasý duvarýna çýkýp almaya çalýþýrlardý… O günler öyle günlerdi iþte… Çoðu zaman da mahalleli bakkal Ahmet aðabeyin bakkal dükkânýndan çýkarak mahallenin çocuklarýný kovalamasýna þahit olurdu…

                   Bakkal Ahmet Aðabeyin dükkânýnýn altýnda Kocagözlerin Hatice Abla otururdu.

                   Kýlýçlarýn bahçesinin karþýsýnda da Yaðlý Dede Türbesi vardý. Bazý günlerde hep birlikte neredeyse tüm mahalleli, çoluk çocuk türbeye gidilir… Yaðlý Dede’ye dualar edilir, adaklar adanýr, mumlar yakýlýrdý.

                   Neyse lafý fazla uzatýp da kabak tadý vermeyelim. Bu mahallede, Kýlýçlarýn bahçesinden biraz daha aþaðýda Güldane Abla otururdu. Ýsmi Güldane olarak kaldý aklýmda ya siz isterseniz Zeynep, isterseniz Emine deyin… Önemli olan ismi deðil;  kiþiliði… Hatýrladýðým kadarýyla o yýllarda yirmi yaþlarýndaydý Güldane… Uzun boylu, ela gözlü, zayýf, güler yüzlü, neþeli birisiydi.

                   Sabahtan yine elinde bir poþetle kapýnýn önünde belirivermiþti.

                   Mahalleli kadýnlar kapý önlerini süpürürken, bir yandan da dedikoduya baþlamýþlardý ki, Güldane’yi gören Müzeyyen Abla:

      Sabahtan nereye böyle?

      Ýþe

      Ne iþi?

      Çapaya…

Kapýnýn önünde çocuðu ile ilgilenen nalbandýn karýsý Pakize:

—Güldane Abla Kemal ne yapýyor?

—Hasta, hasta…

—Geçmiþ olsun…

                   Güldane bir yandan mahallenin kadýnlarýna laf yetiþtiriyor, bir yandan da yoldan gelecek yaylýya bakýyordu. Yaylýcý Sabri gelse de þu dedikoduculardan kurtulsaydý ya… 

                   Uzaktan yaylýnýn týkýr týkýr sesleri geliyor, sabahýn sessizliðini bozuyordu.

                   Yaylýcý Sabri koþumlarý çekerek:

                   —Bugün erkencisin Güldane. Dedi.

                   —Öyle oldu.

                   —Bin haydi!

                   Yaylýda oturan Habibe:

                   —Haydi haydi! Dedi. Yolumuz uzun…

                   Yaylýya bindi.

                   Tayyibe:

                   —Güle güle, güle güle… Diyordu.

                   Mahalleli kadýnlardan Müzeyyen karþý komþusu Pakize’ye

-          Kocasý ne hastasý?

-          Ne hastalýðý var ne de bir baþka þeyi…

Kapý önünü süpüren Müzeyyen:

-          Neden Güldane hep hasta der?

-          Ne desin? Ýçkici, tembelin teki mi?

                   Müzeyyen:

                   —Allah’tan bizim herifler öyle deðil…

Habibe:

Allahtan deðil komþu Allah’tan deðil. Diyordu.

                   Güldane ise Bermende’ye doðru diðer yevmiyeci arkadaþlarý ile birlikte, yorgun geçecek saatlere doðru yaylýda yol alýyordu.

                                                        *********

 

                   Þehir günün yorgunluðu ile karanlýða bürünüyordu ki uzaktan Yaylýcý Sabri’nin yaylýsý göründü. Mahalleli kadýnlar birer birer kapý önlerinden evlerine doðru giriyordu ki sesler yükseliyordu.

                   —Recepppp!

                   —Kemallll!

                   —Mehmettt!

                   —Mustafaaa!

                   Sesleniþler akþamýn olduðundan habersiz, meþin topun ardýnda Kýlýçlarýn bahçesinde top oynayan çocuklara sesleniþlerdi…

                   Yorgun iþten dönen babalara þahit olan bu sokaklar, þimdi de meþin topun peþinden koþan yaramazlara sesleniþlere þahit oluyordu… Babalar iþten dönmüþ, oyuna dalan çocuklar hala eve girmemiþti. Neden sonra kimi sesleniþlere, kimi babalarýn çocuklarýna görünmesiyle Kýlýnçlarýn bahçede yavaþ yavaþ sessizliðe bürünmüþtü…

                   Güldane elinde sabahki poþetiyle çalýþmanýn verdiði tüm yorgunluðu ile evin bahçesine girdi. Elini yüzünü bahçedeki borusu bir yana eðrilmiþ, çeþmede yýkadý               

                   Kapýnýn açýldýðýný duyan Kemal:

                   —Güldaneeee! Dedi. Hoþ geldin…

                   —Hoþ bulduk. Hoþ bulduk.

                   Ýçeriye girdiler…

                                               *****

                   O günün sabahý Kemal:

                   —Bugün iþe gitmeyecek misin?

                   —Ýþ bitti! Dedi.

                   —Ýyi. Madem bugün evdesin. Fýrýnlý soba da kurulu…

                   —Bazlama mý diyeceksin…

                   —Evet.

                   Hamur yoðurmaya koyuldu.

—Kemal sen de fýrýnlý sobayý yak…

Soba yanmýþ, evin için ýsýnmaya baþlamýþtý… Odanýn duvarlarýnda askerdeki oðlu Tarýk’ýn büyük bir resmi vardý.  Biraz ötede duvara çakýlmýþ süslü bir halý… Kocaman bir duvar saati… Küçücük odanýn içinde iki tane divan… Bir masa… Yerde eski bir kilim.

Fýrýnlý sobanýn kapaðý açýldý, sýcaklýk odanýn içini kaplýyordu.

Ýlk tepsi fýrýnlý sobanýn içine kondu… Ne güzel bir kokuydu öyle… Mahalleli güzelim bazlama kokularýný almýþtý. Neredeyse bazlamanýn kokusu Bandocu Ahmet’in dükkânýndan hissediliyordu.

Kýlýnçlarýn bahçede top oynayan çocuklar, bazlamanýn kokusunu almýþ, o çok sevdikleri topu býrakmýþ þimdi de Güldane’nin evinin önünde toplanmýþlardý… Hele ki Recep, Güldane’nin evinin penceresine kadar gelmiþti…

Kemal:

—Receppp! Dedi.

—Kemal Aðbii…

—Gel çocuk gel dedi.

Fýrýnlý sobada bazlama piþirmeye çalýþan Güldane Abla sesi duymuþ:

—Receppp! Dedi. Gel hele gellll!

Fýrýndan sýcacýk çýkarttýðý bazlamanýn üzerini býçakla delerek üzerine yað sürdü… Bazlamanýn yarýsýný Recep’e uzatarak:

—Al haydi al! Dedi…

Recep büyük bir sevinçle, elindeki sýcacýk yaðlý bazlama ile  evden çýktý..

Kapý önünde bekleþen diðer arkadaþlarý:

—Bize de iste, bize de iste! Diyerek baðrýþýyorlardý.

Neden sonra Güldane Abla kapý önünde bekleþen mahallenin çocuklarýnýn seslerini duymuþ, yaptýðý bazlamalarýn üzerlerine yað sürerek onlara da daðýtmýþtý…

                                      *****

Yýllar sonra Ýbre’ye yakýn, dað yamacýnda evinin önünde Recep Güldane Abla’yý gördü. Yýllarla birlikte Güldane Abla yaþlanmýþ, fakat o güler yüzü, samimiliði, içtenliði yüzünden hiç eksilmemiþti.

—Güldane Ablaaaa!

—Buyur evladým!

—Beni tanýdýn mý?

—Hayýr!

—Kileci Mahallesi’nden…

—Evettt!

—Ben Recep’im, Güldane Abla… Yaramaz Recep..

—Hatýrlayamadým… Hangi Recep!

—Hala bilemedin mi?

—Bazlamacý Recep!

—Þimdi bildim…

Bu arada Recep Güldane Abla’nýn elini öpüyordu…

—Seni hiç unutmadým Güldane Abla… Hem de hiç… Hele ki bazlamanýn tadýný… Ne ben ne de mahalleli arkadaþlarým…

Bu arada elini öperken cebinden elli lira çýkartmýþ, Güldane Ablanýn avucuna parayý sýkýþtýrývermiþti.

Güldane Abla:

—Ama evladým… Dedi.

Recep:

Güle güle harcan Güldane Abla. Güle güle harcan… Diyordu.

Güldane:

—Allah senden razý olsun, Allah tuttuðunu altýn etsin… Bazlamacý oðlum benim, canýn ne zaman bazlama çekerse yine çekinme gel, diyor, Recep’in ardýndan dualar ediyordu.

 

BÝTTÝ

2009-06-09 Bu yazý  1081  kere okundu

SON YAZILARI

YALAN FOTOÐRAF YAZAR BENÝ ANLAYAMAZSIN ÞÝMDÝ GÜLE GÜLE Yaþanýlmamýþ aþklar, AKÞEHÝR’DE UNUTTUKLARIMIZ ADINA HABBABA SENÝ BEKLÝYORUM YAZARLIK VE DALKAVUKLUK HAKKINDA

YORUMLAR

KÖÞE YAZARLARI
Haftanýn Röportajý

Çok yakýn zamanda röportajlarla burada olacaðýz
ÇOK OKUNANLAR
5+1 ORTAOKUL
Akþehir Lisesi ve N.Hoca Teknik Lise taþýnýyor, Ticaret Lisesi yer deðiþtiriyor
RSS © 2003 Akþehir PERVASIZ Gazetesi
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır