22 Mayýs 2012 Salý

HABBABA

  Sami BAÞAR

          
         HABBABA
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bu dar sokak yýllarca faytonculuk yapmýþ kiþinin adýný almýþtýr: Faytoncu Sabri Sokaðý…

              Bu dar sokakta evler, topraktan, köhne, birbirinin üzerine yýkýlacakmýþ gibi durur, saçaklarý birbirine uzanýr. Eski zaman evleri, eskide kalmýþ evler. Yýllarýn yorgunluðunu taþýyan evler. Bu sokaðýn karþýsýnda bulunan Cumhuriyet Ýlkokulu’ndan durup da bakarsanýz: Her penceresinde topraktan saksýlar gözünüze çarpar. Bu saksýlardaki çiçekler ayrý bir güzellik verir bu sokaða. Ýþte köþedeki Bayram’ýn evidir. Namý diðer Mavili. Biraz ötede Yaþar Cenikoðlularýn evi onun yanýnda Gazeteci Ahmet Þener ‘in evi vardýr… Bu çýkmaz sokaðýn son evi ise bu sokaða ismini vermiþ Faytoncu Sabri’nin evidir.

            Bu pencerelerin kafesleri arasýnda kocakarý baþlarý durmadan yollarý gözler. Arada da birbirleriyle baðýra çaðýra dedikodu yaparlar. Sokak aralarýnda eli bakraçlý kadýnlar akmayan çeþmelerin çaresi olarak Cumhuriyet Ýlkokulu’na gider gelirler. Saçý örgülü küçük kýzlar okulun yanýndaki bakkala doðru, yalýn ayak, baþýkabak çocuklar da bu daracýk sokaklarda su birikintileri arasýnda misket oynamaya çalýþýrlar. Böyle bir sokaktýr iþte Faytoncu Sabri Sokaðý…

            Takvim yapraklarý 1930’larý gösteriyordu.

           Önce Sultan Daðlarý karardý, sonra ardý sýra þimþekler çakmaya baþlamýþtý. Gökyüzü sanýrsýnýz ki bütün yaðmuru Akþehir ‘in üzerine boþaltacaktý. Ýnsanlar savaþtan çýkmýþ, aç, açýk, ümitsizdi; fakat hayat devam ediyordu ve devam da edecekti. Dünyada ne varsa bir yerde hayal, bir yerde ümitsizlik, ya da aynaya vuran geçmiþ yýllar ve ümitlerdi… Fakat ümitsizlik… Ümitsizlik her gönle iþlenmiþti.

            Yaðmur bardaktan boþanýrcasýna indi…

            Yýllardýr savaþlarda her ev bir sevdiðini kaybetmiþti. Kimi yavuklusunu, kimi babasýný, kimi aðabeyini… Kimi elini, kimi ayaðýný yitirerek gelmiþti. Güzelim Akþehir ümitlerle birlikte ümitsizliðin karanlýðýna bürünmüþtü.

           Yaðmur bu dar sokakta bardaktan boþanýrcasýna Cumhuriyet Ýlkokulu’na doðru akýyordu. Akþehir Çayý yaðmur sularýyla çoktan taþmýþ, yollar yaðmur sularýyla kaplanmýþtý.  

          Þimþek sesleri Tekke deresinden, Sultan Daðlarý’ndan geliyor… Yaðmur olanca gücüyle yaðýyor, çok uzaklardan tren sesi duyuluyordu..

            Bardaktan boþanýrcasýna yaðmur yaðýyor, tren sesini, Ýmaret Camii’nden gelen öðle ezaný sesi bozuyordu: “Allahu ekber! Allahu ekberrrrr!...”

            Aþkýn, sevginin, ümidin bittiði, her þeyin tamam olduðunu sandýðýmýz, ýþýklarýn bir daha yanmamak üzere sönüp gittiðini kendi kendimize itiraf etme zamanýnýn geldiði bir zamanda, mutluluk ve baþarýnýn bittiðini sandýðýmýz bir anda yaðmur da durmuþtu. Böyleydi hayat bir yerde… Böyle olmasý lazým geliyordu ve böyle de oldu. Akþehir þimdi renkten renge giren bir gökkuþaðý ile kaplanmýþtý…

***

            Faytoncu Sabri’nin evi çýkmaz sokaðýn sonundaydý. Bu mahalle köklü Akþehirlilerin oturduðu bir mahalleydi. Herkesin herkesi tanýdýðý, herkesin herkesi bildiði,  gülümsediði selam verdiði bir sokak Faytoncu Sabri Sokaðý… Akþehirliler böyle bilirdi bu mahalleyi..

          O yýllar Akþehir ‘in ilk faytonu da Faytoncu Sabri’nin faytonuydu. Onun için bu sokak ismi ile anýlýrdý. Kolay deðil, Akþehir’in ilk faytoncusu olmak. O zamanlar nerede araba, nerede minibüs..Varsa yoksa faytoncu ve faytonu..Öyle de sevilen birisi…

            Ýki oda bir evi vardý. Küçük fakat sevimli..Küçüçük penreceleri vardý evinin. Habbaba bu küçük pencerenin kenarýna oturmuþ, dýþarýya gözlüyordu. Böyle yaðmurlu bir gündü yine… Gözleri çok, çok uzaklara gitti. Böyle bir yaðmur günüydü yine…

          Yeni evlenmiþti ilk eþiyle. Ali’ydi ismi eþinin..Savaþ çýktý dediler…Evliliðinin ilk haftasýnda Ali’yi askere göndermiþti…Yaðmurlu bir gündü yine Akþehir’de..Han kapýsý gibi kapýdan Ali’yi uðurlarken, Ali ne çok da dönüp dönüp bakmýþtý kendisine…

            Ali’sinin ardýndan el sallamak, güle güle demek isterdi ya, fakat el de sallayamazdý. Savaþtý bu ….

            Habbaba’nýn gözleri doldu.

            Yaðan yaðmur dinmiþti fakat gözyaþlarý yüreðine akmýþtý. Aradan ne kadar zaman geçti, çýkmaz sokaðýn sonuna kadar gözleri hep Ali’sindeydi. Ali savaþa gidiyordu.

            Sonra bu da bitti. Donup kaldý. Aradan ne kadar zaman geçtiðini hatýrlamýyordu ya evin kapýsýný açtý..

            Yaðmur, yaðmur ona hep hüznü ve Ali’yi hatýrlatýyordu. Yine böyle pencerenin kenarýnda yaðan yaðmurda “Ali’nin Çanakkale”de alnýndan vurularak þehit “ düþtüðü haberini almýþtý…

            Gözyaþlarýna hâkim olamadý. Yýkýlmýþ, olduðu yerde kalmýþ, sanki bütün vücudu donmuþ, toprak damlý ev sanki üzerine yýkýlmýþtý.

           Habbaba kendi kendine: Aman Allah’ým bu nasýl bir savaþtýr, diye sayýklýyor, savaþa bir türlü akýl erdiremiyor. Hiçbir millet böyle bir esarete tahammül edemezdi. Akþehir’de Akþehirliler de etmeyecekti. Düþman iþgaline Türk Milleti tarihler boyunca tahammül etmemiþti, etmeyecekti, eþinin ardýndan da sadece “Vatan sað olsun! Vatan sað olsun!” diyordu.

            ***

            Pencerenin önünde yalnýzdý, hayatta yalnýz, nefes alýrken yalnýz, yaðmurda yalnýzdý. Küçük odasýnýn içinde yalnýzlýðýn ortasýnda kalmýþtý. Ýkinci eþiydi Sabri. Elli yaþlarýnda, yüz altmýþ santim kadar boyuyla hayata karþý devleþen gönlüyle, savaþlardan, yýkýntýlardan, depremlerden çýkmýþ, gönlünün yarasýný bir türlü kapatamamýþtý. Yýllar, bitmeyen savaþlar, yýkýlmaya neredeyse yüz tutmuþ bu ev ile birlikte gönlünden de çok þey alýp götürmüþtü. Yaðmurdan buharlanan camý sildi. Saatin iki olduðunu saatin çalmasýyla anladý. Saat iki olmuþtu, ya Sabri? Aman Allah’ým ya yaðmura tutulduysa….Ýnþaallah bir þey olmamýþtýr, inþallah diye dualar ediyordu. Yerinden doðrulmak istedi ya ayaklarý uyuþmuþtu, oturduðu yerde ayaklarýný ovalamaya baþladý..Evin içi de soðumuþtu. Yaðmur hayalleriyle birlikte evin sýcaklýðýný da almýþ yerine hayalsiz, boþ, soðuk bir ev býrakmýþtý.  Tekrar ayaklarýný ovuþturdu. Tamam iþte biraz uyuþukluk gitti, diyerek yerinden doðruldu.

            Han kapýsý gibi kapý aralandý. Kendisi odanýn kapýsýna gelmeden, dýþ kapýnýn sesi duyulmuþ, ardýndan koþum sesleri, atlarýn kiþnemeleri ile kapý açýlmýþ, içeriye faytonlarý girmiþti.

            Hayatýn içi çamur deryasýydý. Kapýdan çýkýp çýkmamakta bir an tereddüt etti.

            Faytoncu Sabri bütün heybetiyle faytondan inmiþ, atlarýn koþumlarýný çözüyordu. Fayton ve atlar oldukça ýslanmýþ, bu arada faytoncu da yaðan yaðmurdan oldukça ýslanmýþtý.

            Habbaba dýþarýya çýkýyordu ki, Sabri :

            “Hanýmmm! Hanýmmm sen gelme! Her yer çamur olmuþ… bir de sen ýslanýp, çamur olmaaaa!” diye seslendi…

            Faytoncunun geldiðini gören çocuklar Ahmet, Yaþar ve birkaç çocuk daha geldi…

            Atlarý ahýrýn içine koyuyordu ki, çocuklara aldýðý simitlerden birer tane verdi..Bu arada da çocuklara :

            “-Çocuklar haydi, haydi !!! Simitlerinizi de aldýnýz! Bu çamurda gezinmeyin, hasta olursunuzzzz! “ diye tatlý dille uyarýp, onlarý evlerine uðurladý.

            Çocuklar evlerinin yollarýný tuttular. Bu arada güneþ þehrin üstünden Akþehir’e gülümsüyor, ýþýklarýný daha bir güzellikte þehre yayýyor, Faytoncu Sabri büyük bir huþu içerisinde öðle namazýný kaza ediyordu.

            ***

            Yýllar yýllarý gün kovalar, saniye kovalar gibi kovalýyor…Günler, bu küçük ve dar sokakta sevgi ýþýltýlarý arasýnda, gönüllerden gönüllere iþlentili bir dantela gibi iþleniyordu.

          Geçmiþten günümüze gelen sevgili kiþilikler ölümsüzleþtiriyordu. Habbaba bu þehrin en sevilen kiþiliklerinden birisiydi. Akþehir’de ilk þehit eþlerinden birisi, Akþehir’de Faytoncu Sabri’nin eþi olarak tanýnan, isminin Adile olmasýna raðmen gönüllere “Habbaba” olarak iþlenen Akþehir’in tarihi kiþiliklerinden..Þehit eþi…Akþehirlilerin “Habbaba’sý”

            Yýllarla birlikte gönüllere iþlenen ve günümüze kadar gelen “Habbaba”.. Unutarak eksildik, unutarak çoðaldýk diyeceðim ya, unutmamýþýz. Unutmak hayattan kopmak demekti. Ýnsanýn insandan, insanýn hayattan kaçmasýydý. Kaçamadýk. Hatýrlamak için harcadýðýmýz çabayý unutmak için hatýrlasak da “HABBABA” yý unutamadýk.

            Yýllar sonra 2011 yýlýnýn Kasým ayýnda Akþehir Evinde gezinirken Akþehir’in tanýnmýþ, sevilen, saygý duyulan bu ismi gören bir okur-yazarý olarak bu ismi Akþehir Evi’nde görmek, bir Akþehirli olarak beni duygulandýrmýþ olmalý ki, unutulmayan bir Akþehirli’yi “babaannemi” yazmak da bana kaldý…“Habbaba” ismi neler neler de hatýrlattý bana, gözlerimden iki damla gözyaþý dua olarak süzüldü. “”Habbaba “ diye…

            Ruhu þad, mekaný cennet olsun…

 

                                                                     BÝTTÝ                                                       AKÞEHÝR -2011

2011-11-10 Bu yazý  306  kere okundu

SON YAZILARI

YALAN FOTOÐRAF YAZAR BENÝ ANLAYAMAZSIN ÞÝMDÝ GÜLE GÜLE Yaþanýlmamýþ aþklar, AKÞEHÝR’DE UNUTTUKLARIMIZ ADINA HABBABA SENÝ BEKLÝYORUM YAZARLIK VE DALKAVUKLUK HAKKINDA

YORUMLAR

KÖÞE YAZARLARI
Haftanýn Röportajý

Çok yakýn zamanda röportajlarla burada olacaðýz
ÇOK OKUNANLAR
5+1 ORTAOKUL
Akþehir Lisesi ve N.Hoca Teknik Lise taþýnýyor, Ticaret Lisesi yer deðiþtiriyor
RSS © 2003 Akþehir PERVASIZ Gazetesi
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır