|
Her Akþehirlinin Okumasý Gereken Gerçek Bir Hikâye
-Hilâl Kadýnlarýna!-
Ýshaklarýn hýçkýrdýðý bir gecenin sabahý idi. Çoban yýldýzýndan daha yukarýlarda parlayan ayýn rengi solgunlaþmaya baþlamýþtý. Uzaklarda iniltiye benzeyen bir ezan sesi titriyordu.
Sabire Haným yataðýndan fýrladý. 313 Yunan harbinde þehit düþen zevcinin pek sevdiði geyik postundan seccadesinde namaz kýlmaya hazýrlanýyordu. Üç yüz taneli tesbihin yanýnda daima asýlý duran postun üzerine kapanmak bu ihtiyar kadýnýn en ruhi ihtiyacý, biricik tesellisi idi.
Güzide-Sabire Hanýmýn Genç kýzý- narin bir gölge gibi sallanarak parmaklýklý, eski Türk sisteminde küçük pencerenin kapaklarýný açtý. Bu alttan destekli, çýkýntýlý odadan her yer görünüyordu. Ýmaret Camiinin güzel kubbesi, ince minaresi henüz simsiyah idi. Nasrettin Hoca’nýn sivri kubbeli türbesi uzaktan bir kara çadýr’a benziyor, gülümsüyordu.
Sabire Haným söze baþladý:
—Güzide!. Dere bugün pek homurtulu akýyor. Adeta söyleniyor. Aðaçlar adeta uluyor.
—Anneciðim!. Sular çoðalmýþtýr da, rüzgâr varda ondan…
—Yok, bilmem neden? Hem de rüyamda Ziya’mý gördüm.(Aðlamaya baþladý) Bana uzaktan gülüyor, yanýma gelmiyordu.
—Rüyalar aksine çýkar. Ýnþallah hayýrdýr, gelecektir.
—Sað olsun da…
Sultan daðýnýn karlý tepesine güneþ ilk ýþýklarýný gönderiyordu. Sabahýn tülleri, sisler içinde yapraklarý dökülmüþ uzun kavaklarýn sallandýðý fark olunuyordu.
Güzide Haným þiþleri, ipleri topladý; erkenden yine askere eldiven örmeye baþladý.
—Anne! dedi. –bu dokuzuncu eldiven olacak, bunu da üç ay evvel orduya giden ilk eldiven gibi öreceðim. Beyaz saçlarýnýzdan yine lütfederseniz üzerine nakýþlar yapacaðým. Kendi saçlarýmla da bazý kelimeler iþleyeceðim.
Acaba eski gönderdiklerimi ve bunlarý kim kullanacak? (Kendi kendine) kim bilir kim…
— Aman kýzým! Ne bitmez iþin var. Çorap da örsene!..
—Þefkat Yurdu’nda bütün kýzlarla kararlaþtýrdýk, dokuzar eldivenden sonra her birimiz o kadar da çorap öreceðiz. Ah evet! Isýnan ayaklar yürür, üþümeyen eller silahlarýn tetiðini çekerse kurtuluruz.
*****************************************************
Komþunun çocuðu boynunda kitap torbasý olduðu halde omzundaki nazar boncuðu ile oynayarak mektebe gidiyordu. Evlerden fýrlayan inekler, mandalar böðürerek kýrlara, çobanýn olduðu yere can atýyordu.
Müvezzi dar ve eðri sokaklardan kapýlarda numara arar gibi bakýnarak geliyordu, baðýrdý:
-Çocuk!.. Yüzbaþý Doktor Ziya Efendi’nin validesi Sabire Haným nerede oturur?
Çocuk aldýrmadý, geçti. Çarpýlmýþ eski bir kapý gýcýrdayarak açýldý. Alnýnda altýnlar dizili, beyaz örtülü bir baþ bir an için kapýnýn arasýndan uzanarak çekildi. Ýyiliði severlere mahsus bir sabýrsýzlýkla seslendi ve kýnalý, ince parmaklý bir el kapýyý iþaret etti:
-Yýkýk duvarlý evin üstündeki þu büyük kapýya sor!..
Müvezzi kapýyý çaldý. Mektubu kapý arasýna býrakarak gitti. Bu siyah ve harap yuvaya bu beyaz kaðýt parçasý bir baþkalýk getirdi. Anne ve kýz büyük bir sevinçle mektubu açtýlar. Doktor Ziya bunu Kars’tan yazýyordu.
-Mektup-
Sevgili Anneciðim,
Rusya’da esir iken mektup gönderemedim. Bir sene evvel Azerbaycan’a kaçabilmiþtim. Oradan iki mektup yazmýþ isem de varýp varmadýðýný bilemem. Avrupa’nýn emperyalist düþmanlarý cihana kundak soktu. Son sýralarda Sarýkamýþ taraflarýndaki ordumuza iltihak etmiþtim. Taþnaklarýn Türk ve Müslümanlara yaptýðý zülüm karþýsýnda bir doktor iken silaha sarýldým. Ordu ile beraber Kars’a girdik. Vaktiyle Týbbiye’de mektep arkadaþým olan Asador orada çete reisi olarak karþýmýza çýktý. Bir sabýk Osmanlý kurþunuyla göðsümden ve elimden yaralandým! Fakat hamdolsun þimdilik tehlike yoktur. Katiyen merak etmeyiniz. Pek çok esir ve top aldýk. Þimdi sancaðýmýz eski ve tarihi kalemizde sallanýyor.
Bu mektubu acele gönderiyorum. Size ve zavallý, kimsesiz hemþireme inþallah yine mektuplar yazarým.
Benden bir emanet gelirse alýnýz, merak etmeyiniz. Uzun müddet hatta senelerce mektup yazmazsam sakýn merak etmeyiniz. Aðlamayacaðýnýza bana söz veriniz ki kalbim rahat etsin! Sizin hürmetle ellerinizden, hemþiremin güzel gözlerinden öperim valideciðim.
Mütehassir Oðlunuz
Doktor Ziya
Anne ve kýz senelerce haber alamamýþ iken mektup aldýklarýna seviniyorlar, ayný zamanda yaralanma iþine müteessir oluyorlardý. Sonra “emanet”i de anlayamamýþlardý.
Güzide Haným orduya hediyelerini örüyordu, Hilali Ahmer toplanmalarýna devam ediyordu. Sabire Haným ak saçlý baþýnýn talihsizliklerini unutmaya, derin çizgili ve solgun çehresiyle kýzýna memnun görünmeye çalýþýyordu.
Aradan günler geçti. Postacý paket halinde bir “emanet” getirmiþti. Açtýlar, içinde evvelkinden daha kýsa bir mektup vardý.
-Mektup-
Çok sevgili ve þefkatli annem,
Bu mektubu size Kars’tan yazýyorum, iyileþtim. Altýn ordu hükümetine, Kazan taraflarýna gideceðim. Oradan mektup gönderemem. Rica ederim merak etmeyiniz!.
Size bir eldiven gönderiyorum. Bunun yalnýz þahadet parmaðý siyahla örülmüþtür. Üzerine beyaz saçla “zincir içinde hilal” þekli nakþedilmiþtir. Öbür eldiven üzerinde de kumral bir saçla “Ey asker, düþman eli deðmeyen saçlarýmla sana hürmet yolluyorum” yazýlý idiyse de elimi parçalayan kurþun bazý yerlerini bozdu.
Memleketimin kim bilir hangi köþesindeki meçhul bir kadýn eli bana bu eldiveni hediye etti, kim bilir o ak saç kimindir? Hemþiremin bu hamiyet numunesinden ibret almasýný pek isterim. Üzerinde kanýmdan damlalar taþýyan bu kutsi “emanet”i siz ve hemþirem saklarsanýz pek memnun olacaðým. Sizleri tanrýya emanet ederim.
Oðlunuz Doktor Ziya
************************
Güzide Haným’ýn ilk ördüðü “eldiven”in orduda kardeþini bulmasý ne büyük bir tesadüf idi!. Bundan memnun olduðu kadar kanlanmýþ olarak gelmesinden genç kýz müteessir oldu.
Ah! Þimdi yazmak.. Ve “o ak saçlý annenin, kumral saç hemþirenindir, kardeþim” demek istiyordu. Buna ne kadar muhtaçtý. Fakat nereye yazacaktý, bilmiyordu.
Hâlbuki bu hakikat ebediyen meçhul kalmaya mahkûmdu. Zaten Ziya Bey Kars Kalesinin yanýna gömülmüþtü bile.
Ýkinci bir mektup ile “kanlý eldiven” evvelce hazýrlanmýþ, Ziya vefat ettikten sonra arkadaþlarý tarafýndan gönderilmesi vasiyet edilmiþ þeylerdi.
Akþehir, 26 Teþrin-i Sani 336
(Hakimiyet-i Milliye, nr.128, 9 Mart 1337/1921)
( Bu hikâye Ýzzet Ulvi tarafýndan Akþehir’de 26 Kasým 1920’de yazýlmýþ ve 9 Mart 1921’de Hakimiye-i Milliye Gazetesi’nde yayýnlanmýþtýr. Gazeteci olan Ýzzet Ulvi, daha sonra Afyon Milletvekili olmuþtur.)
Kelimeler:
Ýshak kuþu (Otus scops), uzun kulak püskülleri olan, 19-21 cm uzunluðunda küçük bir baykuþ türüdür.
Müvezzi: Mektup ve gazete daðýtan.
Sabýk: önceki, eski
Mütehassir: özlem duyan
Numune: örnek
Kaynak: Kaplan,M, Enginün, Ý,Birinci, N (1981) Devrin yazarlarýnýn kalemiyle Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal I
Mustafa Kemal Atatürk, Ýzzet Ulvi ve onun oðlu Gültekin Eylül 1921
|