|
Yabancý bir haber ajansýnýn muhabiri olarak uzun yýllar yurdumuzda kalan David Hotham, bir yandan günlük olaylarýn haberlerini ülkesine gönderirken, bir yandan da Türkiye yi tanýma çabalarýna giriþmiþtir. Yazar, büyük illerden köylere kadar yaptýðý gezilerle Türkleri yakýndan tanýmýþ, gelenek ve göreneklerini, insancýl yönlerini ve konukseverliklerini görmüþ ve yaþamýþtýr.
Ýngiltere ye döndükten sonra izlenimlerini tarafsýz bir gözle bütün dünyaya açýklayan David Hotham, Türklerin kim olduðu sorusundan yol çýkarak ne olabileceklerini araþtýrmaya çalýþmýþtýr. 1958 yýlýndan itibaren 8 yýl ülkemizde kalan yazar 1965 yýlýnda “Türkler” isimli kitabýný yazmaya baþlamýþ ve 1969 sonlarýna doðru bitirmiþtir. Bu kitabýn 69 sayfasýnda Nasreddin Hocayý ele almýþtýr. Ýþte o satýrlar:
“Türklerin þüpheli yanlarýndan biri de, mizah anlayýþlarýdýr. Bu alanda Türkiye nin en önemli efsanevî kahramaný Nasreddin Hoca dýr. Bu þakacý kiþi üzerine yüzlerce fýkra anlatýlýr. XIV yüzyýlda güneybatý illerinden Akþehir de yaþadýðý sanýlmaktadýr. Ona mal edilen fýkralar, gündelik yaþantýda mizahýn yerini çok iyi gösterir. Nasreddin Hoca, fýkralarýnýn pek çoðunda Timurlenk’in sarayýnda soytarý olarak gösterilir. Büyük fatih bir gün aynada hayalini görüp çirkinliði için iki saat gözyaþý döker, sonra yatýþýr. Fakat bu sefer Hoca aðlamaya baþlar.
Timurlenk niçin aðladýðýný sorunca, Hoca þu karþýlýðý verir: "Yüce hakaným, siz yüzünü bir an aynada görüp iki saat aðlarsanýz, bütün gün yüzünüzü gören ben, nasýl aðlamam?"
Bu, tam yerine yerleþtirilmiþ bir karþýlýktý. Hoca nýn Timurlenk e verdiði karþýlýklar hep böyle diplomatçadýr.
Hoca nýn hikâyelerinin çoðu, çok defa mizah unsuru, dilde saklý olduðu için, çeviriye gelmez. En ünlülerinden biri de þudur: Hoca bir gün komþularýndan birinden ödünç bir kazan
alýr. Bir gün sonra da iade eder. Fakat, komþusu, kazanýn içinde bir de küçük bir tencere görünce,
"Hoca, bu ne yahu?" diye sorar. Hoca boynunu büküp,
"Ha, unutmuþum söylemeyi," der, "senin kazan doðurdu da, bu, iþte o tencere." Aradan bir süre geçer, Hoca bir gün yine komþusundan kazanýný ödünç alýr. Günler geçer aradan. Fakat kazaný bu sefer geri gelmez. Komþusu, sonunda dayanamayýp kapýsýný çalar ve sorar:
"Hoca be, bizim tencereye ne oldu?" Hoca baþýný iki yana sallayarak karþýlýk verir.
"Ah sorma komþucuðum, sorma! Sana kötü haberlerim var. Kazanýn, sizlere ömür..." Komþu hemen diklenir:
"Aman Hoca, sen çocuk mu aldatýyorsun? Hiç kazan ölür müymüþ?"
Hoca da birden dikleþip karþýlýðý yapýþtýrýr:
"Be köftehor, kazanýn doðurduðu zaman sesin soluðun çýkmýyor da, öldüðü zaman niçin inanmýyorsun bakayým?"
Bir baþka ünlü fýkrasý da þudur: Sevmediði bir komþusu bir gün Hoca nýn kapýsýný çalýp eþeðini ödünç ister. Adamdan hoþlanmayan ve ona hiç güveni de olmayan Hoca,
"Eþek burada deðil evlât, suya gitti," karþýlýðýný verir. Fakat, tam o sýrada eþek, içerideki ahýrdan anýrmaya baþlamasýn mý? Komþu bozulur ve ters ters,
"Aþkolsun sana; senin gibi saçlý sakallý birine böyle yalan söylemek yaraþýr mý?" diye sorar. Hoca hiç bozmaz, zeytinyaðý gibi üste çýkarak açar aðzýný, yumar gözünü:
"Behey utanmaz adam! Sen ne biçim komþusun be? Kýrk yýllýk Hoca nýn sözüne inanmýyorsun da, Allanýn garibi eþeðin sözüne mi inanýyorsun yani?"
Hikâyelerinin bazýlarýnda da tam bir aldatmaca havasý taþýr: Hoca bir gün dükkâna girip tezgâhtardan bir þalvar ister. Fakat, sonra fikrini deðiþtirip þalvar yerine mintan alýr. Mintaný giyip dükkândan çýkarken, tezgâhtar arkasýndan yetiþir:
"Aman Hoca, parasýný ödemedin mintanýn!" Hoca dönüp ters ters bakar adama:
"Ne demek o? Sana þalvarý iade etmedim mi ben?" Adam,
"Ettin, ettin Hoca, ama sen þalvarýn da parasýný vermedin ki," der. Hoca yine celallenir: "Beni aldatacaðýný sanma delikanlý," der,
"Peki, þalvarýn parasýný vermedim ama, þalvarý almadým, deðil mi?" diyerek, aklý iyice karýþan tezgâhtan býrakýp çýkar, gider.
Benim en çok hoþuma giden Nasrettin Hoca fýkrasý þudur: Bütün parasýný kaybeden bir delikanlý, umutsuzluk içinde,
"Þimdi ben ne yapacaðým?" diye Hoca ya koþar.
"Ne param, ne de dostum kaldý. Ne olacaðým ben?"
"Üzme tatlý canýný," der Hoca,
"her þey düzelir." Delikanlý merakla sorar:
"Yani yeniden zengin olup dostlarýmý da kazanýr mýyým dersin, ha Hoca?"
Nasrettin Hoca: "Hayýr," diye karþýlýk verir;
"ama yoksul ve dostsuz yaþamaya alýþýrsýn."
Nasrettin Hoca yý bu kadarla býrakalým. Gerçekten çekici bir kiþidir. Ýran da ve öbür Doðu ülkelerinde de karþýmýza çýkabilir. Fakat,..Türkler, Hoca nýn yalnýz ve yalnýz kendilerine ait olduðunu ileri sürmektedir; buna ciddî olarak karþý çýkan da yoktur.”
“…Türkler inatçý ve sessizdir; ama, duygulu ve güzel konuþurlar. Görülmemiþ
derecede ciddî insanlar olduklarý halde, pek ünlü halk kahramanlarý. Nasrettin Hoca nýn türbesi bile, baþlý baþýna bir þakadýr. Kapýsýnda kocaman bir kilit asýlý olduðu halde,
dört bir yaný açýktýr. Ýsteyen rahatça içeri girebilir.”
|