|
Þeker fabrikalarýnýn ve diðer kamu iþletmelerinin çok ucuza satýlýp; ithal zararlý gýdalara ve öldürücü GDO’lu mýsýr þuruplarýna mahkum edilmemiz, büyük fecaat! Kamu iþletmelerimizi alanlar, üç beþ kat fazlasýna yabancýlara sattý. Ýkinci eller de yeniden büyük kazançlar saðlayýp baþka yabancýlara devrettiler. Ýþsizlik patladý. O kadar iþletme satýldý; buna raðmen dýþ borçlarýmýz çoðaldýkça çoðaldý! Keþke, pancar üretimini yasaklamayýp birçok þeker fabrikasýnýn kapanmasýna yol açmasalardý. Avrupa baskýsýyla kýsýtlanan Pancar ekimi hayvancýlýða destek oluyordu. Kurbanlýklarý bile uzak ülkelerin vahþi ve insan zekasýna sahip anguslarýný ithal ederek kesiyoruz artýk. Elime fýrsat geçse; tüm ithal kapýlarýný kapatýrým.
Çocukluðumda eskilerden kalan, “HAKINDAN GELENE HELVA HELAL” diye bir söz vardý. “Zor bir iþi baþarana, o baþarýnýn sonucunda elde ettiði tatlar ve armaðanlar helal olsun!” demekti. Helva sözünün kullanýlmasý; o zamanlar þekerin çok pahalý olmasý. Un ve irmik kolay; herkes buðdayýný, arpasýný, o da yoksa ot tohumunu sýrtýnda su deðirmenine götürüp öðüttürürdü. Ama þeker pahalý; helva yapýp yemek büyük þans! Helva bulanlar, “HALVAA!” diye coþkuyla kaþýklardý. “Kýnamayýn arkadaþlar-Þeker ile beslendim!” diye bir türkü bile var. Zengin çocuðu þekerle beslenmiþ; nazlý! Kaba oyunlara gelemiyor.
Daha önceleri þeker 15-2o kiloluk kova büyüklüðünde kayalar halinde Rusya’dan gelirmiþ. O iri kayalar, çekiçle kýrýlýp satýlýrmýþ parasý olanlara. Þekere ulaþamayýnca, helva yapýlamýyormuþ. Atatürk pancardan þeker üreten iki fabrika yaptýrmýþ da, insanlarýmýz þeker alabilme olanaðýna kavuþmuþ! Biz çocukken çaya katacak toz þeker bulunuyordu. Alman harbinde bulunmaz oldu. Þeker yerine pekmez katýlýrdý. Keþke bugün piyasamýzý iþgal eden GDO’lu ve ölüm taþýyan ithal mýsýr þekerlerinin yerine, halkýmýz pekmez katsa! Ýsteyen pekmez bulup katar. Ama öyle bir çýtkýrýldým sosyete olduk ki, modaya ve kibarlýða uymaz.
Birçok gereksinim maddesi gibi, þekerin ve çayýn da vesikayla daðýtýldýðý dönemler oldu. Kaymakamlýk yýllarýmda, her þey vesikayla idi. Þeker, çay, kahve, çivi, at arabasý yapan ustalarýn kullandýðý “Þýna demiri” ve her þey! Ýktidar partisi ve onun belediye baþkanlarý, vesikalý mallarý akrabalarýna daðýttýrýyordu. Vilayetin ilçeye ayýrdýðý bir kamyon vesikalý mallarýn yarýsýný il merkezinde satan mutemet, büyük vurguna kavuþuyor. O vurgun, il ve ilçe baþkanýyla belediye reisi arasýnda paylaþýlýyor. Valiler, iktidarýn ve il baþkanýnýn dümen suyundan çýkamýyordu. Genç kaymakamlar ise, halkýn tümünü eþit tutmaktan vazgeçmeyince, uzak ilçelere sürülürdü. Vesika iþini belediye baþkanýndan alýp tek yabancý memur olan Hükümet tabibine verdim. Yerli memurlar, partinin ve belediye baþkanýnýn emrinden çýkamazdý. Baþka yere atanýrsa, periþan olur. Doðduklarý ilçede babalarýnýn evinde oturup onun tarla ve bahçesini iþleyerek yararlanýyorlardý Genç doktor, iþi düzene soktu. En yoksul ve torpilsiz hemþeriler de çay, þeker ve kahve alabilmeye baþladýlar. Ýl baþkaný duruma el koymak için geldi; ona ziyafet düzenleyip beni de çaðýrdýlar. Kafayý bulunca tabancasýyla havaya gösteri atýþlarý yaptý. O gece belediye reisinin konuðu olmuþ. Ertesi gün gelerek, epeyce nutuk çekti. “Bulgaristan’dan göçmen gelmiþler. Ýlk benim doðduðum ilçeye yerleþtirilmiþler; o yüzden hemþeri sayýlýrmýþýz. Sonra kendisi bu ile gelmiþ, zenginleþmiþ güçlenmiþ. Onun adamlarýný kollamalýymýþým.”
Halkýn tümünü eþit tutmayý sürdürdüm. Vali bey telefon edip çaðýrdý; otobüs bileti alýp gittim. Makama vardýðýmda, il baþkaný da oturuyordu. “Ben gideyim de, rahat konuþun!” diyerek ayaða kalktý. Vali bey, onun paltosunu tutarak saygýlýca giydirdi. Sonra bana öðütlerini sýraladý. Particinin paltosunu tutup giydirmesi beni çok ü; ilçeye dönünce bakanlýða telgraf çekip istifa ettim. Ýstifamýn kabulünü uzatarak avukatlýk stajýna baþlamamý geciktirdiler. Þükür olsun, Yüce Tanrý irademi kullanabileceðim baþka kapýlar açtý.
|