|
Sarýmtrak, yeþilimtrak olur da; Yabancýmtrak(Yabancý taklitçisi) olmaz mý? Oluyormuþ ki, biz böyle bir tuzaða düþtük. Ýngiliz konforunda bir HOM’E-Yuva’ya kavuþacaðýmýzý sandýk; yanýldýk telefon giderlerine gark olduk.
Eþim Bodrumdaki yazlýk komþumuzdan perdeci tavsiyesi almýþ. “Onlarýn Kadýköy’deki evlerinin yakýnýnda bulunan perdecinin, Ankara’ da þubesi olabileceðini söylemiþler. Birkaç kiþiden sorduk, Baþkentin epeyce dýþýndaki bir AVM’nin adresini verdiler, gittik. Bu gibi konularda çok ince zevkli olan çocuk kanseri profesörü kýzýmýzýn da gelmesini istedi, annesi. Çalýþtýðý hastaneye, özellikle Güneydoðu’dan ve Karadeniz çevresinden çok kanserli çocuk geldiði için, kýzýmýn bize ayýrabileceði zaman kýsýtlý. Cuma ertesi gününü bekledik. AVM’deki perdeciye gittik, ucuzluk günleriymiþ. Eþimle kýzým saatlerce, tülleri, renkli ve renksiz perdeleri incelediler. Saatler sonra sipariþler netleþti; yazdýlar imzaladýk. Taþýnacaðýmýz yeni evimizin ölçülerini almasý için gönderecekleri elemanýn ücretini de peþin yatýrdýk. Adam geldi ölçtü biçti. Ölçülerin yazýldýðý imzalý belgelerle gittik.
“O perdelikler fabrikada ve depolarda tükenmiþ! Merkeze ne zaman üretileceðini soracaðýz” dediler. Hayret ettik; dolandýrýlmýþ gibi olduk. Geliþmeleri öðrenmek için telefonlarýný istedik; Ýstanbul’daki bir numarayý verdiler. Her gün telefon ediyoruz, Ýstanbul santrali çýkýyor; ilgili yeri baðlayabilmeleri neredeyse yarým saat sürüyor. Ankara’daki þubelerini arayabilmek için de; Ýstanbul’daki numarayý aramak zorunlu imiþ. Herhangi bir yetkiliyle konuþabilmek; þehirlerarasý telefonla yarým saati geçiyor.
“ACABA BUNLAR TELEFON ÞÝRKETÝNDEN PAY MI ALIYORLAR?” diye bir kuþkuya düþtüm. Sonra öðrendik ki, Ankara’daki birçok alýþveriþ merkezinde de þubeleri varmýþ. Her birine varýp konuþarak eve döndüðümüzde; hatta eve dönemeden, hanýmýn aklýna sorulacak sualler geliyor. “Ara da þunlarý, sorayým” diyor. Zora beylerin borcu var! derler. Mecburen cep telefonundan arýyorum; “Falan haným deðil, filan bey baðlanacak vs… “ nedenleriyle, her seferinde cep telefonumdan Ýstanbul baðlantýsýyla Ankara’daki maðazayý arayýp konuþmak, yarým saati buluyor. Hiçbir maðazasýnda ve ölçü alan adamýnda telefon bulunmayan bu perdeci yüzünden; cep telefonu faturalarýyla batacaðýmdan korkuyorum.
ÖZET: DÜKKAN VE MAÐAZALARINA YABANCI DÝLDE veya YABANCI DÝL TAKLÝDÝYLE ÝSÝM KOYAN YERLERE, ADIM ATMAYIN!
***
KOT TAÞLAMA YASAKLANSIN
Kot taþlama iþçileri kum ve kum tozu yuttuklarý için, silikozis hastalýðýna yakalanýyor. Ciðerleri kumla doluyor, ömürleri bitiyor.
Evet, bu iþe köyden gelip gönüllü olarak giriyorlar. Onlarý “Bu iþe gir!” diye zorlayan yok. Fakat çoluk çocuklarýna bakabilmek için; mecburlar. Kýsa süre bu iþte çalýþýp, bir iki ay sonra baþka iþ bulacaklarýný umut ediyorlar. Ýþ bulamayýnca, kum tozunu nefes olarak soluyup, ciðerlerini taþlaþtýrmaya devam ediyorlar ve ömürleri bitiyor.
1-Sosyal bir devlet, insanlarýn aç kalmamak için bilerek ölüme sürüklenmelerine razý olamaz. Böyle bir zoluða çözüm üretmek zorundadýr.
2-Ya kot taþlama iþi, tümüyle mekanikleþtirilip çalýþanlarýn kum tozu yutmayacaklarý bir sisteme kavuþmalýyýz. Ya da kot taþlama iþi yasaklanmalý.
Ýnsanlarýn ölüme sürüklenerek ürettikleri bir giysiyi taþýmak da; hiçbir vicdana sýðmaz. Ýleri teknolojili ve zengin ülkelerde de durum böyle mi? Sanmam. Eðer çözüm bulunmazsa, kot giymekten hepimiz vazgeçelim.
nazifkurucu@hotmail.com
|